YAŞAR KEMAL, TENEKE VE İNCE MEMED (YAŞAR KEMAL VE İKİ ROMANI)

Bu yazıda Yaşar Kemal’in hayatını, eserlerini, edebiyatımızdaki yerini ele alacak değilim. Bunları işin erbabına bırakıyorum.
Yaşar Kemal’in ailesi, kökeni ile “Teneke” ve “İnce Memed” romanlarının kahramanları üzerinde yıllardan beri değişik görüşler ileri sürülmüştür. Yıllar sonra da olsa ben de bu konularda düşüncelerimi ve araştırmalarımı yazmak ihtiyacı duydum.
Bu yazıda ileri sürülen görüşler için, yazının sonunda belirttiğim yazılı ve sözlü kaynaklar esas alınmıştır. Yazımın sınırlarını bu kaynaklar belirlemiştir.
YAŞAR KEMAL KİMDİR ?
Bir insanı kendisinden daha iyi tanıyan ve anlatan kimse bulunmaz.
O’nu anlatan yazılarda birinci el kaynak olarak “Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor” isimli eserin esas alındığı görülüyor. Fransız yazar Alain Bosquet’nin sorularına cevap olan görüşmeler, Yapı Kredi Yayınları arasından çıkmıştır. Eserin 6. Baskısı, Nisan 2015 tarihinde yapılmıştır.
Türkiye’de ilk baskısı 1993 yılında yapılan bu eseri yıllar önce okumuştum.
“Alain Bosquet İle Görüşmeler”de Yaşar Kemal, kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplarda ailesi ve ailesinin kökeni ile ilgili bilgiler de verir.
Yaşar Kemal’in ölümünden sonra onu anlatan kitaplarda, gazete yazılarında “Kürt” kimliğinin öne çıkartıldığını gördüm. Hepsinde de “Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor” isimli eserdeki bilgilerin esas alındığını düşünüyorum.
Yalçın Toker, “Yakından Tanıdığım Ünlüler 1- Yaşar Kemal” isimli eserinde, O’ nun annesi ve babası ile ilgili aşağıdaki bilgileri verir:
“Yaşar Abinin doğduğu Hemite Köyü, Toroslarda, Hemite Dağlarının eteklerinde imiş… Önünde Ceyhan Nehri akarmış…
Bu köy aslında bir Türkmen köyü imiş. Köyde Kürt asıllı tek aile ise Yaşar Abinin ailesi imiş… Aile buraya Van’dan göç etmiş.
Yaşar Abi, Hemite köyü Türkmen köyü olduğu için daima “ben Kürt köyünde değil, Türkmen köyünde doğdum. Babam Kürt Sadık Bey, anam ise Türkmen Nigar Hanım’dır.” derdi.
Ailesi kök olarak Van’daki Luvan aşiretine mensupmuş. Van Gölü kıyılarında, Süphan Dağı eteklerinde Ernis köyünde yaşarlarmış.
Yaşar Abinin babası Sadık Beyin amcası olan Guluvan Bey köydeki Kürt aşiretinin reisi imiş.
1915 yılında Rus orduları Van’ı işgal edince, bütün köy halkı göç yoluna düşmüş…
… Yaşar Abi işte o Hemite köyünde doğmuş. Doğduğunda babası Sadık Bey 50 yaşında bir Kürt beyi, annesi Nigar Hanım ise 17 yaşında bir Türkmen kadınıymış.”
Yalçın Toker; Yaşar Kemal’i, ailesini, aşiretini, Hemite köyünü böyle tanıtır.
Hemite “1865 Islahatı” sırasında Ahmet Cevdet Paşa’nın “buyrultusu” ile, Bozdoğan aşiretinin iskan edilmesiyle kurulmuş bir Türkmen köyüdür. Köy, o yıllarda Kadirli’ye bağlıdır. Köyde 102 hane ve 273 nüfus bulunmaktadır. Kayıtlarda “Hemite kalesinde Gökçeli karyesi” diye geçer.
Köylüler, Hemite’nin Gökçeli Tepesi’nde yatırı olduğu söylenen “Hamit Dede”den geldiğini söylemişler. Nedim Gürsel böyle yazıyordu.
Hemite’nin eski çağlarda “Amuda” olarak adlandırıldığını söylememiz gerekiyor. Hemite’ nin de bu isimden geldiğini tahmin etmek zor değildir.
Hemite, Yaşar Kemal’in doğduğu yıllarda da Kadirli’ye bağlıdır.
Ömer Zülfü Livaneli, “Gözüyle Kartal Avlayan Yaşar Kemal” isimli eserinde “Öyle ya, Yaşar Kemal Kürt değil mi, düşüncelerinden dolayı hapse mahkum edilmedi mi ?…” diye yazar.
Nebil Özgentürk, Yaşar Kemal’i “1915’ler trajedisi sırasında Van’dan Osmaniye Hemite Köyü’ne göçen Kürt kökenli bir ailenin çocuğudur Yaşar Kemal, Kemal Sadık’tır henüz.” diye tanıtmıştır.
Muhittin Nalbantoğlu, “Yaşar Kemal’in dünyaya mesajı” başlıklı yazısında, Yaşar Kemal’in kendisine “Ben 2 yaşındayken öldürülen babam Kürt… Annem ise Türkmen… Zaten doğduğum Hemite köyü bütünüyle Türkmen köyüydü. Yani benim yarım Türk, yarım Kürt…” dediğini belirtir.
Ahmet Karataş, “Evvel Zaman İçinde Adana” isimli eserinde, Yaşar Kemal’i “Sadık Kemal Göğceli, Ekim 1923’te Adana’nın Osmaniye ilçesine bağlı Hemite köyünde doğdu. Van’dan Çukurovaya’ya göç etmiş Türkmen-Kürt kökenli bir aileden geliyordu.” diye anlatır.
Henüz erişemediğim ya da bilmediğim kitaplarda, kaynaklarda benzer sözlerin kullanıldığını tahmin ediyorum: “Babası Kürt Sadık Bey, annesi ise Türkmen Nigar Hanım…” veya “Babam Kürt Sadık Bey, annem ise Türkmen Nigar Hanım…”
Yaşar Kemal, “Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor” isimli eserde “Babamın, anamın, bütün ailemin köyü Van gölü kıyısındaki Ernis köyü, Ernis iskelesidir. Şimdiki adı Günseli kasabasıdır. Günseli kasabası Van ilinin Muradiye ilçesine bağlıdır.” (Ünseli olacaktı.)
“Aile bir bey ailesiydi. Ailemin mensup olduğu Luvan aşiretinin son beyi Gulihan Bey babamın amcasıydı.” der. “Ailemin soy kütüğü epeyice karışık.” diye de ilave eder.
Ailenin Seydişehir’den, Bursa’dan geldiğine dair söylentileri aktarır. “Bu sürgün aşiretinin beyi Mustafa Bey Luvan aşiretinin kızıyla evlenmiş. “Mustafa Bey Türkmen Luvan aşireti Kürt” diye anlatır.
Yaşar Kemal ailesini ve aşiretini, aşiretinin beyini anlatmaya devam eder: “Babamın amcası aşiret beyini ben de tanıdım. Tanıdığımda çok yaşlıydı ve Şeyh Said İsyanı’ndan dolayı Van’dan Adana’ya sürülmüştür. Anamın babasının aşiretinin adı Kızıkan aşiretiydi. Türkiye-İran sınırındaki köylerde oturuyorlardı…”
“Köyde (Hemite) bizimkilerden başka Kürtçe konuşan hiç kimse yok. Ben doğduğumda babam elli yaşın üstünde, anam da çok gençti. On yedi yaşındaydı.”
Yaşar Kemal; aşiretini, aşiretinin yaşadığı yeri, nereden geldiklerini, ailesini böyle anlatır.
Babası Sadık Bey’in mezarı Hemite’dedir. Annesi Nigar Hanım’ın mezarı ise Kadirli’de. Asri Mezarlık’taki mezar taşında “Yaşar Kemal’in annesi Nigar Gögceli Ruhuna Fatiha 1890-1966” yazmaktadır.
Bu kitabeye göre, Yaşar Kemal’in doğduğunda annesinin on yedi yaşında olması mümkün değildir. Kendisinin doğum tarihi, resmi kayıtlarda “1926” olsa da doğum tarihinin gerçekte “1923” olduğu söylenir. Kendisi doğduğunda annesi on yedi yaşında değil otuz üç yaşında olmalıdır.
Akrabaları arasında söylendiğine göre, “Sadık Beyle Nigar Hanımın yedi yıl çocukları olmaz. Adaklar adanır, dualar edilir. Yedi yıl sonra Yaşar Kemal dünyaya gelir. Bir kurban kesimi sırasında bıçağın kayması üzerine Yaşar Kemal’in sağ gözü sakat kalır. Kesilen kurban, kendisi için adanmıştır.”
Yaşar Kemal’e göre, “aşiretinin bilinen ilk Beyi Mustafa Bey, Türkmen; annesi ise “Kızıkan” isimli Türkmen aşiretine mensuptur.” Öyle anlaşılıyor ki annesi Oğuzların “Kızık” boyundandır.
YAŞAR KEMAL KÜRT MÜ ?
TDAV Tarih Dergisi’nde, 1990’lı yıllarda Prof. Dr. Orhan Türkdoğan Hocanın Ernis’e (Ünseli) kadar gittiğini ve Yaşar Kemal’in amca oğlu Mehmet Yaşar’la görüştüğünü okumuştum. Mehmet Yaşar, Orhan Hoca’ya “atalarının Söğüt’ten Yavuz Selim zamanında Ernis’e iskan edildiklerini” anlatmış.
Yukarıda adı geçen Mehmet Yaşar, 28 Eylül 2003’te 110 yaşında vefat etti.
Kendisiyle Kadirli’de, 1990’lı yılların sonunda ben de tanıştım. Damadı Tahsin Bircan, kendisini bana “Yaşar Kemal’in amca oğlu” diye tanıttı.
Orhan Türkdoğan Hocanın yazısından kendisini hatırladım.
Ona “Senin amca oğlu için Kürt asıllı Türk yazarı diyorlar, ne diyorsun?” diye sordum.
Merhum Mehmet Yaşar kesin bir dille “Biz nerden Kürt oluyok. Biz özbeöz Türk’ük. Yavuz Selim bizi Söğüt’ten Ernis’e iskan etmişitir. Elimizde vesikamız bile var.” diye cevap verdi. “Vesika” yerine “ferman” sözünü de kullanmış olabilir, ama diğer sözleri bugünkü gibi aklımda.
Mehmet Yaşar’ın bu sözü hiçbir zaman aklımdan çıkmadı. Bu bilgiyi, zaman zaman Kadirli’deki akrabalarıyla da paylaştım.
Yaşar Kemal’in ölümü üzerine onu anlatan yazılarda onun “Kürt” kimliğine vurgu yapıldığını görünce araştırmaya başladım.
“Yaşar Kemal ‘Kürt’se o zaman amcasının oğlu Mehmet Yaşar’ın kesin bir dille söyledikleri ne oluyor ?” diye düşündüm.
Bu yazıyı biraz da kendimi Mehmet Yaşar’a borçlu hissettiğim için yazıyorum.
Yaşar Kemal İnce Memed için “mecbur adam” nitelemesinde bulunur. Ben de kendimi bir “mecbur adam” olarak kabul ettim.
Bir insan kendini ne olarak hissediyorsa o’dur. Yaşar Kemal kendisini “Kürt”olarak da hissedebilir. Buna ancak saygı duyulur. Milliyet duygusu, her şeyden önce bir his meselesidir.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da birçok Türkmen aşiretinin Kürtleştiği biliniyor. “Acaba Yaşar Kemal’in mensup olduğu Luvan aşireti de bunlardan biri mi?” diye düşündüğüm zamanlar olmuştur. Ancak ailesinden, aşiretinden kiminle görüşmüşsem, konuşmuşsam onlar bana “Söğüt’ten Ernis’e gittiklerini ve Türk olduklarını” kesin bir dille söylediler. Yaşar Kemal’in dışında kendisini ve ailesini “Kürt” olarak kabul edene rastlamadım.
“Luvan” isminin “Liva”dan geldiğini, aşiretlerinin “Liva yöneticisi” olduğunu belirttiler. Aşiretlerinin ismine “Livi, Liva, Livali” dendiğini gördüm.
Yukarıdaki bölümlerde Yaşar Kemal daha çok kendisini anlattı. Yazının bundan sonraki bölümlerinde ise Yaşar Kemal’le aynı aşirete mensup kişilerin; kendileri, aileleri ve aşiretleri ile ilgili anlattıklarını aktaracağım. Sözü onlara bırakıyorum.
YAŞAR KEMAL’İN AKRABALARI NE DİYOR ?
BİZ OĞUZ’UN DODURGA BOYUNDANIZ
Hasan Yücel (Kadirli-1947)
Dedemin adı Hasan Ağa’dır. Yaşar Kemal’in kitabında sözü edilen “Peri kızına aşık olan” Hüseyin Beyin oğlu Mehmet Beyin oğludur.
Köyün adı Ernis. Şimdiki adı Ünseli. Aşiretin ismi Liva. Liva’nın yöneticisi oldukları için bu ismi almışlar.
Ailenin Ercis havalisinde kalanlarına ” Torunlar” da denir. Oğuzhan torunları oldukları için böyle söylenmiştir.
Gülhan Beyin babası Mirliva Mehmet Bey’dir. Aşiretimiz, Bilecik Sancağına bağlı Dodurga Obasından, Çaldıran Savaşı sonrası, Yavuz tarafından gönderilmişler. Biz Oğuz’un Dodurga boyundanız.
Zeynep Nenem (Ölümü 1956), ” Bizim aslımız Bilecik’ten gelmedir.” derdi. Orada bir yer adı söylerdi. Kardeşim Cemil’e ” Şunu araştır” dedim. Onun araştırmalarına göre Yavuz Selim zamanında Bilecik Sancağına bağlı Dodurga Obasından Van-Hakkari bölgesine Devlet hizmetleri için gönderilmişler.
Önceleri Van-Hakkari yöresine giderler. En son yerleştikleri yer Ernis’tir.
Ercişin tapusu dahi beyin tapusu içinde. Bunu Gülhan Beyin torunu Said Beydoğan’dan duymuştum.
Dedem, Hüseyin oğlu Mehmet Beyin oğlu Mülazim Hasan Ağa’dır.
Beydoğan, Yaşar, Şabap, Aladağ ve Yiğit; Ernis’te kalanların soyadıdır.
Yaşar Kemal’in amcasının oğlu Mehmet Yaşar’ın hanımı, Gülhan Bey’in kızıdır. Gülhan Bey ise dedemin amcasıdır.
Van’da oturan Kemal Beydoğan’da belge var.
Kazım Karabekir, Gülhan Beye telgraf çekiyor; “Rus askerleri, Ermeni çeteleri bölgede katliam yapıyor, sivil halkı boşalt.” diyor.
Bolşevik İhtilali’ne kadar Bitlis-Deliktaş vadisinde Ruslarla, Ermeni çeteleriyle savaşıyorlar. Çok büyük zaiyat veriyorlar.
Ruslar ve Ermeniler çekilince Gülhan Bey de Kadirli’ye geliyor.
Çukurova’ya gelenlerden bir kısmı, Cumhuriyet’ten sonra Ernis’e dönmüş. Gülhan Bey’in mezarı da Ernis’tedir.
Erciş havalisinde herkes bizim “bey ailesi” olduğumuzu, “Türk” olduğumuzu bilir. Bizi “Beyler” olarak tanırlar.
Aşiretimiz, Yavuz’dan beri Türkiye-İran sınırını beklemektedir.
Gülhan Bey’in Şeyh Said İsyanı’ndan sonra Çukurova’ya sürgün geldiği doğru değildir, Gülhan Bey sürgün gelen beylerden değildir.
Gülhan Bey, Şeyh Said İsyanı sırasında Kadirli’de Azaplı köyünde oturuyor. Sadık Bey öldürülünce maiyetindeki atlılarla Azaplı’dan Hemite’ye cenazeye gider. Şeyh Said İsyanı’nda Gülhan Bey Azaplı’dadır.
YAŞAR KEMAL HASAN YÜCEL’E “DÜNYA BİZİ TAŞA TUTAR” DEMİŞ.
Hasan Yücel, “Yaşar Kemal, 1985 yılında Kadirli’ye gelmişti. Kemal amcaya sordum: “Anan Kürt değil, baban Kürt değil, şimdi bu iş nereden çıktı?” dedim.
O da cevap olarak bana: “Dünya bizi böyle tanıdı, şimdi kendimizin ne olduğunu söylesek, dünya bizi taşa tutar.” dedi.
Biz kendimize hiçbir zaman “biz Kürt’üz” demedik. Kadirli’de bize “Kürt” dediler.



