SURİYE BATAKLIĞINDAN SIÇRAYAN ÇAMURLAR

Reyhanlı’da 2 büyük patlama, 49 ölü 100 yaralı.
Reyhanlı’daki patlamalardan sonra Başbakan ilk açıklamasını yaptı, Başbakan patlamalarla İmralı süreci arasında bir bağ kurmaya çalıştı, patlamaların arkasında İmralı sürecine karşı olanlar, İmralı sürecini sabote etmek isteyenler olabilir dedi.
Eskiden kadim bir dostum vardı, bu tip açıklamalar karşısında ne alaka canım derdi, gerçekten ne alaka, Reyhanlı’daki patlamalarla İmralı sürecinin ne alakası olabilir.
Ne alaka ama demek ki Başbakan kafayı İmralı sürecine çok takmış.
Başbakan bazı çevreleri hep suçluyor, İmralı sürecinin dibine dinamit koyanlar, İmralı sürecini sabote edenler suçlaması Başbakanın diline pelesenk oldu ama, İmralı sürecini asıl sabote edenler kandildir, PKK’dır, BDP’dir.
Başbakan Türkiye’ye barış geliyor derken, AKP’li Ayşenur Bahçekapılı Türkiye’de bayram var derken, Kandil BDP ikilisi Apo’ya af istiyor, Kürtlere statü istiyor, özerklik istiyor, bölgesel meclis istiyor, bölgesel mecliste kürtçenin ikinci resmi dil olmasını istiyor, koruculuğun kalkmasını istiyor, Askerin dağdan çekilmesini istiyor, yani Kandil BDP ikilisi Başbakanın barış geliyor söylemini bir şekilde çürütüyor, İmralı sürecini sabote ediyor, Başbakan asıl sabotajcıları buralarda aramalı.
Gelelim asıl meseleye, gelelim Reyhanlı’daki patlayan bombalara.
Suriye’deki Arap Baharının ilk aylarında bir Türk uçağı düşürüldü, iki ay kadar önce Cilvegözü’nde bir araç patlatıldı 14 kişi öldü, sonrada Reyhanlı’daki patlayan bombalar.
İlk bakışta bunlar Türkiye’nin Suriye politikasına tepki olarak Esad güçlerinin El Muhaberat’ın işi gibi gözükse de, Suriye ordusunun parçalandığı, El Muhaberat’ın parçalandığı ve kontrolden çıktığı, buralarda hem Esad muhaliflerinin hemde yabancı güçlerin ellerinin bulunduğu, Esad’ın muhalefeti bastırmaya çalışırken, bir de Türkiye ile savaş ortamına girmek istemeyeceğini hesaba katmak gerek, Esad ancak iktidarı kaybederken Türkiye’yi hedef seçer.
Aslında Reyhanlı meselesine bir başka pencereden bakmak gerek, mesela El Muhaberat kılığına girmiş Suriye’li muhalifler, Türkiye’yi Suriye’nin içine çekmek için bu bombaları patlatmış olabilir, Suriye’de Esad’a karşı savaşan El Kaide örgütü de Türkiye’yi Suriye’nin içine çekmek için bu bombaları patlatmış olabilir, özür meselesinden sonra elini Suriye’nin içine sokan ve Suriye’ye saldırılar düzenleyen İsrail’de bu konuda çok masum olmayabilir, çünkü Suriye’nin örselenmesi en çok İsrail’in işine yarayacak, Suriye’nin içine ne kadar çok el karışırsa Suriye o kadar çok örselenecek, birde Türkiye Suriye kapışması yaşanırsa İsrail karşısında dikleşen Türkiye’de örselenmiş olacak, meseleye aslında bu pencereden bakmak gerek.
Hükümet çevrelerinden yapılan açıklamalarda Reyhanlı’daki patlamalardan Esad ve Suriye istihbaratı El Muhaberat sorumlu tutuluyor ve El Muhaberat’ın Türkiye’deki işbirlikçileri deniliyor, Suriye’deki Banyas kentindeki katliamla Reyhanlı arasında bir bağ kuruluyor ve isim vermeden bir sol terör örgütünden bahsediliyor.
Bizde bu sol terör örgütünü tanımak için iz sürdük ve örgütün izine İngiltere’de yayınlanan Times gazetesinde ulaştık.
Times Gazetesinin haberine göre Suriye’deki Banyas katliamını Esad yanlısı El Muhaberat bağlantılı ” Mukaveme Suriye” örgütü ve Türkiye’deki yasadışı THKP-C Acilciler örgütünün lideri Mihraç Ural birlikte yapmışlar, iddia böyle.
Hükümet çevreleri Banyas’la Reyhanlı arasında bağ kurarken, isim vermeden yasadışı bir sol örgütten bahsederken, hükümet çevrelerinin bahsettiği sol örgüt demek ki THKP-C Acilciler örgütüymüş.
Peki Reyhanlı’daki patlayan bombalar, El Muhaberat THKP-C Acilcilerin ortaklaşa işi olabilir mi?
Suriye’de her şey olabilir, çünkü Suriye’nin içinde çok sayıda el var, ama kimin eli kimin cebinde hiç belli değil, önemli olan Suriye’nin karışması, çünkü Suriye üzerine yapılan bütün hesaplar Suriye’nin karışmasından geçiyor.
Sahi bu duruma nasıl gelindi, Türkiye Suriye Kardeşliği nasıl düşmanlığa dönüştü, Türkiye Suriye ortak bakanlar kurulu toplantısı yaparken, Tayyip bey Esad’la Emine hanım Esma hanımla kanka olmuşken, İsrail’in işgal ettiği Golan Tepelerinden çekilmesi için Türkiye arabuluculuk yaparken, Türkiye, Suriye, Ürdün, Lübnan arasında Levand 4’lüsü adıyla ekonomik birlik kurulmuşken, nasıl oldu da kardeş Esad Esed olu verdi.
Esad’ın Esed olması şöyle yorumlanabilir mi, Tayyip Beyle Esad kankayken, Türkiye Suriye’yi İran’dan koparmaya çalışıyor diye ortalıkta kulis haberleri dolaşıyordu, acaba Esad İran’dan kopmayınca Esed’mi oluverdi, yada Libya Baharı sırasında Libya’ya Nato’nun müdahalesi gündeme geldiğinde, Başbakan Nato’nun Libya’da ne işi var demişti, gerçi Türkiye sonradan Nato’ya müdahil oldu ama, sanki Libya’da bahar öncesine göre Türkiye küme düştü gibi, acaba Libya’dan ders alındı da Suriye baharında herkesten bir adım önde mi olmak istedik, acaba Esad bunun için mi Esed oluverdi.
Elbette ki Esad’a lanet, elbette ki Esad’ın yanında saf tutamayız, ama Suriye batıklığına da bu kadar saplanmamak gerek, Kraldan fazla kralcı olmamak gerek, Suriye politikasına yeni bir ayar gerek.
Bir de eskiden Asker mektubunda, mektubuma burada son verirken denilir, selam yollanırdı, bende yazımın sonunda Başbakan’a mesaj atıyorum Mail atıyorum.
Başbakan Suriye politikasında olduğu gibi İmralı sürecinde de çok aceleci, koruculuğu kaldıracağım, askerliği kısaltacağım ve yeni karakol yaptırmayacağım diyor, bana göre Başbakan çok acele ediyor, dereyi görmeden paçayı sıvıyor, bir kaç yıl önce de Suriye ile kardeş olduk demiş sınırdaki mayınları söktürmeye başlamıştı, bugün geldiğimiz nokta da Suriye sınırındaki mayınların önemini sanırım herkes anlamıştır, mayın meselesinde olduğu gibi İmralı süreci aceleciliği de bizi sonunda pişmanlık aşamasına getirmesin.



