KADİRLİLERİN YARDIMI ALADAĞ’A ULAŞTI

Aladağ Köprücük Köyü. Torosların Akdenize bakan yüzünde yaklaşık 1000m yükseklikte çorak,kayalık bir vadinin iki yüzüne kurulmuş fukara bir köy. Geçim kaynağı yok. İnsanlar tırnaklarıyla kazdıkları toprağa umutlarını ekiyorlar bider olarak. 90 hane görünüyor devletin tescil sayfalarında. Şayet yaşadıkları barınakları ev sayarsak 90 ev. Ve bu evlerde yaşayan 385 kişi. Devletin nüfus kaynaklarına göre 385 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve 156 seçmen.
Kadirli nin kalbi insanlık dolu yardımseverlerinin Aladağ da yaşanan insanlık ayıbının diyeti olarak gönderdikleri yardımlarla tırmanıyoruz Toros dağlarını ve 2.5 saatlik yorucu bir yolculuktan sonra ancak ulaşabiliyoruz Köprücük köyüne. Muhtar Mustafa Yetim karşılıyor bizi o Anadolu insanının sımsıcak samimi duygularıyla. Yardımı en kısa en doğru ve en abartısız şekilde nasıl dağıtılacağı konusunda ayaküstü planlama yapıyoruz. Kamyonetimizin önündeki Kadirli Gazeteciler Cemiyeti logosu köylülerin bizlere ihtiyatlı yaklaşmasına sebep oluyor. Köylüler bizden önce çekim için gelen gazetecilerden şikayetçi olduklarını söylüyorlar. Hatta bir kadın daha da ileri gidip ‘Söylediklerimizi yazmayacaksanız neden gelirsiniz buraya diye bağırıyor’ Neyse ki Gazeteciliğin bize kazandırdığı toplum ilişkileri sayesinde öfke kaybolup samimi bir ortam oluşmaya başlıyor. Ve anlatıyor kadınlar başlarındaki örtülerin bir ucuyla ağızlarını kapatarak. ‘Bizim anlattıklarımızın hiç birini yayınlamadı gazeteciler. Biz şikâyetçi olduğumuz halde bizim yurt sahiplerle anlaştığımızı şikâyetlerimizi geri çektiğimizi söylemişler. Suçlular cezasını bulmayınca bizim çocuklarımız mezarlarında rahat yatmayacaklar. Biz şikâyetçiyiz savcıya söyledik. Çocuklarımızı kayıt için götürdüğümüzde önce devlet yurduna kabul edeceklerini söylediler bir hafta sonra ise alamayacaklarını belirttiler. Israr ettiğimizde özel okulda okutun o zaman diye alay ettiler. Çocuklarımız yanarak öldü. Şimdi kalan çocuklarımızı milli eğitim yurduna alıyorlar. Çocuklarımız yanması mı gerekiyordu kalanların devlet yurduna alınması için.’
Muhtar Mustafa yanımızda yanarak ölen çocukların ailelerini ziyaret ediyoruz. Önce Zeliha nın ailesini ziyaret ediyoruz. Zeliş in iki kız kardeşi var. Birinin adı Dilek diğerinin ki ise Melek. Dünya tatlısı çocuklar. Yanımıza sokuluyorlar resim çektiriyoruz. Zeliş in annesi sürekli ağlıyor. Baba ise çok hiddetli. ”Kızımız fukaralığımızın kurbanı oldu ”diyor gözlerinden yuvarlanan göz yaşlarını saklayarak. Sonra barınmaya çalıştıkları dam eve götürüyor bizi. Ev dediysek toprak bir dam. Tamamı Bir oda . İçi ise mutfak ,ocaklık ,yataklık .banyo yapılacak bir köşeden oluşuyor. Elektrik yan taraftan seyyar olarak çekilmiş. Yemek pişirilen ocaklığın yanında bir teneke kutu var su ısıtmak için. Dışarı çıkıyoruz. Baba yanımıza yaklaşıyor ‘ Hepsinden şikayetçiyim. Kızımı yakan herkesten şikâyetçiyim’ diyor. Boğazımıza bir şeyler düğümleniyor. Gözümüzü kaçırıyoruz. Yanımıza birkaç ihtiyar daha yaklaşıyor. İçlerinden biri kendi evini de çekmemizi istiyor. Biz çekim için değil yardım için geldiğimizi belirtiyoruz.
Küçük çocuklar yanımızda köyün içine doğru yürüyoruz. Bir araç duruyor yanımızda. Aladağ belediye başkanı olduğunu söyleyip ‘hoş geldiniz” ‘diyor . ”Biz anlatıyorduk kimseyi inandıramıyorduk ama şimdi herkes gördü buradaki sefaleti. Bazı şeyler iyiye doğru gidecek ama yavaş yavaş. Keşke bu acıları yaşamadan bir şeyler yapabilseydik’ diye de ilave ediyor.
Tam o arada Adana il milli Eğitim müdürü ve Aladağ ilçe milli eğitim müdürü geliyor köylülere başsağlığına ama köylüler tepkili. Soğuk davranıyorlar gelenlere. Biz muhtarla yardım dağıtımıyla uğraşırken köyden ayrılıveriyorlar. Arkalarından konuşan bir kadın ” Çocukları kayıt için yanına gittiğimde isterseniz özel okula verin çocuklarınızı diye benimle alay etmişti şimdi ne yüzle yanımıza geliyor”diyor.
Hava kararmaya başladığında bizde işimizi tamamlayıp dönüşe hazırlanıyoruz. Muhtar bizi yolcu etmek için köyün çıkışına kadar geliyor. Aracımıza binip Köprücük köyünü acılarıyla kendi dünyalarında baş başa bırakıyor, karanlıkta geldiğimiz yoldan aşağılara doğru adete kaçıyoruz. Gazeteci arkadaşların hiç biri konuşmuyor. Yemek yemeyi unutmuşuz. Şoför uyarıyor. Giderken aldığımız simitleri bir arkadaş kese kâğıdından çıkarıp bize ikram ediyor. Yemeye çalışıyoruz.
Aracımız sanki biran önce bu sahipsiz kimsesiz fukara coğrafyadan uzaklaşmak istercesine birden hızlanıyor. Köprücük Köyü arkamızda gittikçe uzaklaşıyor, küçülüyor, görünmez oluyor.




