MEZHEP EKSENLİ AYRIŞMANIN YAVUZ SULTAN SELİM YANSIMASI

Süleyman Demirel ve Turgut Özal’dan sonra Tayyip Beyde Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlamak için 3. Boğaz Köprüsünün temelini attı ve Köprüye de Yavuz Sultan Selim adı verildi.
Tayyip bey Asya ve Avrupa’yı bir birine bağlamak isterken köprüye verilen Yavuz Sultan Selim adı, hem Türkiye’de hem İslam Dünyasında ayrışmalara ve tartışmalara sebep oldu.
Boğaz köprüsüne verilen Yavuz Sultan Selim adı neden ayrışmalara ve tartışmalara sebep oldu, bu meselenin arka yüzüne bir bakalım.
Tarihin birinde Osmanlı’nın başında Yavuz Sultan Selim vardı, aynı dönemde İran ve Azerbaycan Coğrafyasında Safevi adıyla, Mısır Suriye ve Ürdün coğrafyasında Memluklular adıyla 2 Türk devleti daha vardı, Yavuz Sultan Selim Türk Birliği kurmak amacıyla Çaldıran’da Safevilerle, Mercidabık ve Ridaniye’de Memluklarla savaşarak savaşları kazandı ve 2 ülke topraklarını Osmanlı topraklarına kattı.
Safevi ve Memluklu Devletleri Türk Devletleriydi ama, Safevi halkı Alevi, Memluklu halkı genelde Nuseyri idi, Safevi Devletinin dağılmasından sonra safevi halkının bir bölümü Anadolu’ya yerleşti, bugünkü Anadolu’daki Aleviler Safevi Devletinin bir bakiyesidir, Alevilerin Yavuz Sultan Selim adına kızgınlığının altında Safevi ve Memluklu Devletlerinin yıkılışı var.
Peki Safevi döneminde Alevilerle Sünniler arasında inanç bazında bir farklılık var mıydı meselesine baktığımızda, Alevilik ve Sünnilik arasındaki inanç bazındaki farklılık karbon kağıdı kadar inceydi, Osmanlı uleması İbn Kemal’ın fetvasıyla Safevi uleması Molla Muhammet Bakir’in fetvaları arasında neredeyse hiç bir fark yoktu, ama savaş sonrası Alevilerin Osmanlı’ya küsmesiyle Alevilikle Sünni İslamcılığın arasındaki inanç uçurumu derinleşti.
Aleviler son yıllarda Devlete karşı hem küskün hem de şüpheci bir çizgiye geldiler, hükümet ülkeyi bölmeye çalışan ve silahlı terör eylemi yapan PKK’yla barış süreci yaşarken, Alevilerin masum taleplerinin yerine getirilmemesi Alevilerde küskünlük ve şüphecilik yaratıyor, mesela küskün ve şüpheci Aleviler Boğaz köprüsüne Yavuz Sultan Selim adının bilinçli olarak verildiğini düşünüyorlar, Yavuz Sultan Selim adını bir Sünni güç gösterisi olarak düşünüyorlar, hatta çok şüpheci Aleviler daha da ileri giderek, Çaldıran savaşı öncesi Kürt İdris Bitlisi’nin bölgede beylik kurma karşılığında Yavuz Sultan Selime biat mektubu sunması ve savaşta Osmanlı’yı desteklemesini şüpheci Aleviler bugüne taşıyorlar ve Başbakanı Yavuz Sultan Selim rolünde, Abdullah Öcalan’ı İdris Bitlisi rolünde, Alevileri de Safevi Devletinin bir tebasıymış gibi bir şüpheye kapılıyorlar, hatta bu şüpheci senaryoyu yurtdışına taşıyarak, acaba Şah İsmail’de Esad ve Ahmet İnecad’mı diye ağır bir şüpheye düşüyorlar, Yavuz Sultan Selim adına duyulan tepki tarihin derinliklerinden ve bugünkü şüpheci yansımalarından kaynaklanıyor.
Yavuz Sultan Selim adı gerçekten büyük tepkileri hak ediyor mu, meseleye bir de bir başka pencereden bakalım.
Çaldıran Mercidabık ve Ridaniye savaşlarında Türk ve Müslüman kanının akması elbette ki savunulacak bir durum değil, ama amaç Türk Birliğinin kurulmasıdır ve Türk Birliği’de kurulmuştur, Osmanlı güç ve coğrafya olarak büyümüştür, Halifelik Abbasilerden Osmanlı’ya geçmiş ve Yavuz Sultan Selim Osmanlı’nın ilk Halifesi olmuştur, kutsal emanetler İstanbul’a getirilmiş, Türk Birliğinin yanında bir de İslam Birliği çalışması başlatılmış, mezhepler tarihinden sonra iki büyük İslam yorumcusu yetişmiş, birisi Türk kökenli Maturudi, diğeri Arap kökenli Eşari, Yavuz Sultan Selim Eşari ulemalarını da saraya getirerek Maturudi Eşari kaynaşmasını sağlamış, Yavuz Sultan Selim’in eksileri vardır ama, artıları eksilerinden çok daha fazladır.
Aslında mesele basit bir Yavuz Sultan Selim meselesi değil, mesele hem Türkiye’de hem İslam ülkelerinde mezhep eksenli bir ayrışma başlamıştır, bu ayrışma çatışmaya doğru gidiyor.
İslam Dünyasındaki bu mezhep eksenli ayrışma ilk değil, mezhep eksenli ayrışmanın birincisi Hz. Ali Muaviye arasında başlamış, ayrışmanın temelinde Bedir Savaşının intikamı vardı, ikinci Mezhepsel ayrışma Osmanlı Safevi savaşıdır ve temelinde Saltanat kavgası vardır, bugünkü mezhep eksenli ayrışma ise küresel bir projedir, bugünkü mezhepsel ayrışma sadece İslam Dünyasında değil, Türk Dünyasında da bir mezhepsel ayrışma yoldadır.
Bu küresel senaryolu mezhepsel ayrışma İslam Dünyası ekseninde Türkiye’yi de tehdit ediyor, hükümet İslam Dünyasındaki mezhep eksenli ayrışmalardan mutlaka uzak durmalı ve içeride ki küskün ve şüpheci Alevi vatandaşlarımızın sorunlarını bir an önce çözerek, Alevileri küresel güçlerin ağına düşürmemeli.
Alevi meselesinin yanında bir de yeni oluşmakta olan terörün yeni boyutları var, PKK siyasallaşıyor, siyasallaşmanın yanında PKK birde Kuzey Suriye’de PYD ile paslaşıyor, hatta silahlı militan desteği veriyor, PKK’nın yerine de THKP-C, DHKP-C serileri şehir terörü olarak ikame edilmek isteniyor, ama hükümet bu küresel projenin farkında değil gibi, mesela masum bir istek olan Gezi Parkı meselesinin üstüne gazla gidiyor, pusuda bekleyen terör örgütü de Gezi Parkı çatışmasında kendine alan buluyor.
Demek istediğim iki mesele var, hükümet küresel projelerin farkında olmalı, Başbakan ağzını frenleyerek krizi iyi yönetmeli ve her meselede oy arama alışkanlığından vazgeçmeli.
İkinci mesele Yavuz Sultan Selim meselesi, elbette ki Yavuz Sultan Selim’in tartışma konusu olmasından çok rahatsızım, ama birileri çıkıp Atatürk’ü tartışma konusu yaparsa, Türk Milletinin kimliğini tartışma konusu yaparsa, yani Milli kimliklerin tartışma yolu açılırsa, birileri de çıkıp Yavuz Sultan Selim’i tartışma konusu yapar.
Not: Gezi Parkı halka açıldı, lütfen herkes ağzına ve aklına sahip olsun.



