Gündem

KADİRLİ'DE MEMURLAR EYLEM YAPTI

Hükümetin verdiği zammı kabul etmeyen memurlar eylem yaptı.
Türk Eğitim Sen, Eğitim Sen ve KESK üyelerinin çamlı kahvede yaptığı eylemde Türk Eğitim Sen Kadirli Temsilcisi Halim Halaç,  eylemciler adına bir basın açıklaması yaptı.
Hallaç açıklamasında şunları söyledi;
“Türk Eğitim-Sen , yıllardır diyalog, hoşgörü, yönetişim anlayışıyla  eğitim çalışanlarının görevlilerinin hak ve menfaatlerinin ilerletilmesi için mücadele yürütmektedir. Elbette bu mücadelenin öncelikli hedefi kamu görevlilerinin toplu sözleşme, grev ve siyaset haklarını da içeren çağdaş, ILO standartlarında sendikal haklardır.
Bu mücadelede toplumumuzun hassasiyetlerini gözeterek, gerginliklerden mümkün olduğunca kaçınarak, milli ve manevi değerlerimizi ön planda tutarak, “önce ülkem” diyerek yer aldık. Ancak, bu iyi niyetimize karşılık olarak eğitim çalışanları aleyhine yürütülen kampanyalara, eğitim çalışanları kazanılmış haklarının ellerinden alınma gayretlerine maruz kaldık.
İş bilmez iktidarın başarısızlıkları, kötü niyetli yöneticilerin beceriksizlikleri yıllarca sırtımıza yüklendi. Özellikle ülkemizde kamu hizmetlerini sevk ve idare etmekle sorumlu olan hükümet üyeleri, sürekli memurlarımızın işe yaramaz, vasıfsız, yan gelip yatan, hizmetin gereklerini yerine getirmeyen kimseler olduğunu ifade ederek, memurlara hakaret ettiler.
Kamu hizmetini düzenlemekle ve yürütmekle görevli olan bakanlar, basiretsiz ve beceriksiz yönetim anlayışlarını, liyakatsiz, yandaş yöneticilerle desteklemek isteyince ortaya çıkan aksaklıkların sorumluluğu, fedakâr Türk memurunun omuzlarına yüklendi.
Oysa bizler, vatandaşlarımızın doğduğu andan başlayarak, hayatının her anında, her alanında hizmet üretmekteyiz. Hastadan bulaşan virüs nedeniyle can veren doktor; kilometrelerce ötedeki köye ders vermeye giderken soğuktan donan öğretmen; haciz ihbarnamesini borçluya tebliğ  ettiği için katledilen postacı; yangın söndürürken hayatını kaybeden itfaiyeci, ormancı; asayişi sağlarken şehit edilen polis, zabıta; raylara döşenen bombanın patlamasıyla şehit düşen makinist de biziz. Ancak yöneticiler tarafından her fırsatta hizmet üretmemekle, yan gelip yatmakla suçlanan da biziz.
2002-2012 yılları arasında ülke ekonomisi ortalama yıllık %6,8 oranında büyürken, kamu görevlilerine büyümeden pay verilmemiş,“büyümeye ne katkınız var ki!” denmiştir. Ekonomik kriz dönemleri, çalışanlarımızın haklarının budanması için bir fırsat olarak görülmüş, bu dönelerde çalışanlarımız işsizlikle tehdit edilerek sesleri kısılmıştır.
Daha bir ay kadar önce yatırım paketi adı altında sanayici ve iş adamlarına 2 milyar TL’lik bir kaynak yaratılırken, memurlarımız ve memur emeklilerimiz tam 5 aydır zam alamadan yaşamak zorunda kalmışlardır.
Sürekli olarak ithalata dayalı arz yaratan bir ekonomik sistemde, talep tarafı yok sayılmak yoluyla sistem çarkları döndürülmeye çalışılmakta, bu da ülkemizin borçlarının katlanarak artmasına neden olmaktadır. Bu sistem istihdamı arttırmamakta, yatırımları arttırmamakta, ücretleri arttırmamakta; ama bir kesimin parasına para katmakta, işsizlik, yoksulluk ve adaletsizliği arttırmaktadır.
Bütçe de milli gelir de milletin ortak kaynağıdır. 75 milyonun ortak kaynağından; milletin %99’u için ayrılan pay, milletin geri kalan %1’lik ayrıcalıklı kesimi için ayrılan pay kadar bile olamamıştır. Milli gelir içinde personele ayrılan ödenek oranı 2002 yılında %6,6 iken; 2011 yılında %5,6’ya gerilemiş; bu da kamu görevlilerimize ödenmesi gereken yıllık 7,72 milyar dolar tutarındaki kaynağın, memur ve emeklilerimizin cebinden alınıp, parasına para katan ayrıcalıklı kesime aktarılmasına neden olmuştur.
Son 10 yıl içinde toplamda reel anlamda %68 büyüyen bir ülkede, çalışanların pastadan aldığı pay azalıyorsa, burada bir tutarsızlık ve adaletsizlik var demektir.
Görülüyor ki; ekonomi büyürken de krize girdiğinde de hedef tahtasına oturtulan yine memurlar olmuştur. Ancak sorunumuz yalnızca ekonomik değildir. Bizim anlayışımızda ahlaki değerler, her şeyden önce gelmektedir. Bize göre bir resmi yetkili, bir konuda söz veriyorsa; artık verdiği sözü yerine getirmek o kurumun boynunun borcudur. Kamu görevlileri olarak, 2012 yılına dek yürütülen toplu sözleşmelerde, yetkililerce verilen sözlerin ve imza altına alınan konuların boşta kaldığını gördük. Bu durum bizlerin, kamu mercilerine karşı güvenini sarsarken; yetkililerin de memurlarımıza karşı olumsuz bir tavır sergilediklerinin ispatı olmuştur.
Verilen sözlerin tutulmaması bir tarafa, bu süreçte hükümetin imza altına alarak yerine getirmeyi taahhüt ettiği, yasal yönden de zorunlu olarak yapması gereken düzenlemeleri dahi gerçekleştirmeyerek, güvenilirliğine bir gölge daha düşürmüştür.
Yetkililerin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmemesi nedeniyle kamu görevlilerinin sorunları çözümsüz kalmış; sözleşmeli statü, taşeronlaşma, özelleştirme gibi yanlış politikalar nedeniyle de yeni mağduriyetler ortaya çıkmıştır. Diyalog, müzakere ve anlaşma, karşılıklı güven esasları çerçevesinde yürütülen kavramlardır. Bu yapılanlar karşısında memurlarımızın siyasetçilere güveni de kalmamıştır.
Bu süreçte memurlarımız dışlanmış, terk edilmiş ve aldatılmıştır. Diyaloğa direnen, müzakereye kapalı, verdiği sözü yerine getirmeyen bir iktidarla neyin konuşulacağını, hangi konuların karara bağlanacağını kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.
Toplu sözleşme ve grev hakkı, kamu görevlilerinin uluslar arası sözleşmelerden doğan Anayasal hakkıdır. Ancak yıllar süren mücadelemiz sonucunda yapılan düzenlemede grev hakkı görmezden gelinmiş, toplu görüşmenin bile gerisinde bir sistem getirilmiştir. Bu yolla, toplu sözleşme sistemi sulandırılmış, sürüncemede bırakılmış ve gücümüz, sarı sendikalarla kırılmak istenmiştir.
2012 yılının Nisan ayı itibarı ile yıllık enflasyon %11,14 olarak tespit edilmiştir. 2012 Ocak-Nisan arasında ise fiyatlar genel düzeyinde %3,09’luk bir artış olmuştur. Nisan ayı başında yapılanlarla birlikte son bir yıl içinde doğalgaza %33; elektriğe %22; benzine %23; mazota %24 zam gelmiş, bu şartlarda ne kamu görevlilerimizin ne de emeklilerimizin insan onuruna yaraşır bir hayat sürme şansı kalmamıştır.
Ancak, hükümetin taraflı tutumuyla oluşturulan toplu sözleşme masasında kamu görevlilerimiz, emeklilerimiz, dul ve yetimlerimiz için sunulan maaş artış teklifi, %3+%3; yıllık toplam %6 olmuştur. Dolayısıyla bu teklif, dört aylık enflasyon artışını dahi karşılamaktan uzaktır.
Bir taraftan Türkiye’nin ekonomisi en hızlı büyüyen ülke olmasıyla övünen yetkililerin, diğer taraftan memurlarına ve emeklilerine 4 aylık enflasyonun dahi altında bir maaş artış teklifi sunması anlaşılır ve kabul edilebilir değildir.
Tam 5 aydır hiç zam alamayan kamu görevlilerimiz, 666 sayılı KHK ile ek ödemelerde yaratılan adaletsizliklerin çözülmesini, bir saatlik fazla çalışma karşılığında ödenen brüt 1,35 TL’nin, hiç olmazsa çalışanın bir saatlik gerçek ücreti tutarına çıkarılmasını, 4/C’li çalışanlarımızın insan haklarına aykırı uygulamalarla çalışmaya mahkum edilmesinden vazgeçilmesini, mağdur edilen, unutulan 4/B’li ve diğer sözleşmeli çalışanlarımızın kadroya geçirilmesini, işyerlerinde yaşadıkları sorunların çözülmesini beklerken; aylarca çalışıp, günlerce müzakere ettiğimiz taleplerimizin neredeyse hiçbirinin dikkate alınmadığını görünce büyük bir hayal kırıklığı yaşamışlardır.
Kamu görevlilerimizin acil çözüm bekleyen yüzlerce sorunu varken, Kamu İşveren tarafının dalga geçercesine, bazı kamu görevlilerimize yoğurt, süt gibi gıda maddesi yardımı yapılması önerisi, toplu sözleşme görüşmelerinin “cacık”a çevrilmesi girişimlerini de bütün açıklığıyla gözler önüne sermiştir.
Türk Eğitim-Sen  olarak yıllarca eğitim çalışanlarının sorunlarını anlatmaya, makul taleplerini hükümete iletmeye çalıştık; ancak hükümet adeta sorunları çözmemek için bizlerle mücadele etti.
Türk memuru horlandı; itibarı zedelendi, aldatıldı;ama hizmet üretmeye devam etti. Bizler 75 milyon vatandaşımızdan ayrı olmaksızın, aynı geminin yolcularıyız. Gidişatın olumlu olmadığı gün gibi aşikârdır.
Bu gidişe “dur!” demek hepimizin boynu borcu, vatandaş olmamızın bir gereğidir. Bizler bugüne kadar diyaloğun her yolunu denedik, hoşgörünün her türlüsünü gösterdik, sabrımızı sonuna kadar zorladık. Ama yaptığımız her iyi niyetli girişimde, adres olarak sokaklar gösterildi. Artık bıçak kemiğe dayanmıştır.
Söz bitmiş, hoş görümüz karşılıksız kalmış, diyalog mekanizması tahrip edilmiştir. Son çare eylemdir. Hakkımızı almak, iktidarı uyarmak, Türkiye’nin demokrasi ile yönetildiğini; demokrasinin temelinde tüm kesimlerin haklarının korunması geldiğini hatırlatmak için;
Ülkemizin kaynaklarının adil bir şekilde paylaştırılması için;
Yalnızca memurların değil, işsiz, işçi, esnaf, çiftçi, emekli, dul ve yetimlerin de seslerine kulak verilmesi için  bugün iş bıraktık.
Son çare olarak,  bugün hizmet üretmeyerek, memurlarımızın ve emeklilerimizin bütün ümitlerini bağlı toplu sözleşme görüşmeleriyle adeta alay edercesine, memurlara süt, yoğurt verilmesini önerenlere bir cevap verme gereği hasıl olmuştur.
Bu cevap, Türk memurunun kim olduğunu ve ne denli önemli görevler yürüttüğünü, bizlerle adeta dalga geçenlere, bizleri yok sayanlara anlatacaktır.
Konfederasyon Başkanımız Sayın İsmail Koncuk 14 Mayıs günü Memur-Sen Genel Merkezi’ne bir ziyaret gerçekleştirerek, Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu’ya iş bırakma eylemini birlikte yapmayı, güçlerimizi birleştirerek kamu görevlilerimizin haklarının alınması konusunda hedef birliği yapmayı önerdi.
Bu eylem, toplu sözleşme görüşmelerine en çok üyeye sahip konfederasyon sıfatıyla oturan Memur-Sen için bir fırsat olarak görülebilir. Çünkü bizlerin meydanlarda kamu görevlilerimiz adına vereceği mücadele masada, ellerinin güçlenmesini sağlayacak. Ancak şu ana kadar Memur-Sen tarafından herhangi bir cevap gelmedi.
Bizler, yine de toplu sözleşme masasına ve diyaloğa verdiğimiz öneme binaen, bu masadan kamu görevlilerimizi, emeklilerimizi, dul ve yetimlerimizi ve aileleri ile birlikte 20 milyon vatandaşımızı mutlu edecek bir gelişme bekleyeceğiz. Kamu görevlilerinin yüzlerini güldürecek bir revize teklif gelmesi durumunda, biz de bundan sonraki eylem kararımızdan vazgeçebiliriz.
Bilinmelidir ki; eylemimiz asla devletimize ve bizlerden hizmet alan vatandaşlarımıza karşı olmayacaktır. Bizler yıllardır Türk memurunu yok sayan, sorunlarımıza çare üretmeyen, önümüzü tıkayan ve bizlere başka çıkar yol bırakmayanlara karşı demokratik hakkımızı kullanacağız.
Yıllardır vatandaşlarımız için görevde olan memurlarımız, bu kez vatandaşlarımız için, “grevde” olacaktır.  Bu gün Türk memuru ülke genelinde hayatı durduracaktır.  Bu gün Türk memuru, insanca bir yaşam için, adil bir yönetim için, toplu sözleşme ve grev hakkı için demokratik hakkını kullanmaktadır.
Şu an trenler çalışmıyor, otobüsler işlemiyor, öğretmenler ders vermiyor, uçaklar havalanmıyor, otoyol gişeleri hizmet vermiyor, vergi toplanmıyor; kısacası kamuda hizmet üretilmiyor.
Yaşanacak aksaklıkların sorumlusu, sesimizi duymayan, sorunlarımızı görmezden gelen, enflasyonun altında tekliflerle memurlarımıza sefaleti lâyık gören ve bizlere başka çıkar yol bırakmayanlardır.
“Merkez bankası açıklamıştı. Enflasyon hedeflemesindeki rakamları söylemişti. Tarihimizdeki ilk defa hedeflenen enflasyon altında bir teklifle kamu çalışanları karşı karşıya. Bu teklif kamu çalışanlarını, emekliyi yok sayan bir tekliftir. Milyonlarca insanı ekonomik sefalete terk eden bir tekliftir. Kamu çalışanları sadece, 2012 yılında üç aylık enflasyon yüzde 3.9 olmuştur. İlk 6 aylık dönem için teklif edilen de yüzde 3 olmuştur. Bunu hiçbir akıl sahibi, vicdan sahibi açıklayamaz. Öğretmen yok, akademisyen yok, postacı yok, sağlık çalışanı yok, büro çalışanı yok, din görevlisi yok, hizmet kollarının talepleri hiçe sayılmış. Sadece yoğurt taleplerinin karşılandığı bir toplu sözleşme süreci yaşıyoruz. İstihdam şartlarında da aynı durum söz konusu. 4/C ve 4/B uygulaması konusundaki taleplerimiz hiç karşılanmamış. Emeklilerimizin yaşadığı problemlerden hiç söz edilmemiş. İnsanlar emekli olmaktan kaçıyorlar. Bu konuda gerekli tedbirlerin alınması yönünde aylardır ısrarla vurgulamamıza rağmen, ek ödemelerin emeklilikte dikkate alınmaması asla kabul edilemez. Bu teklif muzır bir tekliftir. Hükümetin adil gelir paylaşımı iddiasıyla asla örtüşmeyen bir tekliftir. Bu teklifin her kelimesini reddediyoruz. Hem genel toplu sözleşme yönünden, hem hizmet kolları talepleri yönünden reddediyoruz. Türk Eğitim-Sen olarak, son on yıldır yapılın haksızlıklara karşı yılmadan mücadele ediyoruz. Ek ödemelerde 1 puanlık artış bile yapılmıyor. Türkiye’nin eğitim öğretim davasını yürütenlerin ismi yok, müsteşarın maaşında 800 liraya kadar artırıma gidilsin, öğretmeni, postacısı, din görevlisiyle 2 milyon 100 bin kamu çalışanının ek ödemelerinde bir kuruş artırım yapmayacaksın. Bu nasıl bir gelir dağılımı adaletidir. Eğer bu tekliflerin adam gibi teklifler olmasını istiyorsak, kamu çalışanları gücünü göstermek zorundadır. kimse emeklilerle birlikte 5 milyon insanı aileleriyle birlikte 20 milyon insanı yok sayamaz. Hiçbir hükümetin oy oranı yüzde 100 dahi olsa 20 milyon insanı görmezden gelme hakkı asla olamaz. O yüzden bu teklifleri redediyoruz.”

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu