KARATEPE VE KARATEPE’NİN HALET ABLASI

Karatepe, çamlarının uğultusu, ayaklarına dolanarak akan Ceyhan Nehri’nin çağıltısıyla bekli de kimsenin dikkatini çekmeyecekti.
Kadirlinin 22 km güneydoğusundaki 638 rakımlı bu tepeye, ‘Karatepe’ adını verenler, onun bir gün dünyaca bilineceğini ve tanınacağını düşünmüşler miydi?
Doğusunda Ceyhan Nehri, güneyinde Kapızdere ve kuzeyinde Kırağılıdere ile çevrili ‘Ayrıca Tepesi’ ne, diğerlerinden ayrı, ayrıksı durduğu için bu ad verilmiş olmalı. Batısından, Çukurova’yı Meryemçil Beli’nden İç Anadolu ya bağlayan tarihi Akyol’un geçtiği bu tepenin, bir gün ‘ayrıcalıklı olacağını, ona bu adı verenler akıllarına hiç getirmişler miydi? Bunu bilmiyoruz.
Bu tepenin koynunda yaklaşık 2800 yıldan beri uyuyan ‘aslanlı taş’ın, bir gün uyanacağını kimse tahmin etmiş miydi?
Bu kalıntıları, 1946 yılına kadar Ekrem Kuşçu ve onun bir tanıdığı hariç,köylülerden gayrı hiç bir kimse henüz görmüş değildir.
17 Nisan 1905 tarihinde Kastabala üzerinde Kadirli’ye gelen Getrude L.Bell’in de çok yakınlarından geçmesine rağmen bu harebelerden haberdar olmadığı anlaşılıyor.
ÇOBANDAN AL HABERİ
1945 yılının sonbaharında Prof. Dr H.Th.Bossert başkanlığında bir heyet, Kayseri’yi güney Anadolu ve kuzey Suriye’ye bağlayan tarihi Hitit yollarını araştırmaktadır.
‘Çocuktan al haberi’ derler ya, Karatepe’nin haberini de heyettekilere çobanlar vermiştir.
Hayvanlarını mevsimine göre Çukurova ile Toroslarda otlatan çobanlarla bu bilim heyetinin yolları, Feke-Saimbeyli yolunda kesişir. Heyet, onlardan,Kadirli’nin güneyindeki dağlık-ormanlık bir mıntıkada aslanlı bir kabartmanın olduğu haberini alır. Ancak mevsim gecikmiştir. Araştırma işini bir sonraki seneye bırakmaya mecbur olurlar.
Bossert’in başkanlığındaki araştırma heyeti, 27 Şubat 1946 tarihinde Kozan’dan Kadirli’ye gelmek üzere taş arabasıyla yola çıkar. ‘Döşeme yolu’ tercih edilmiştir. Heyet güç bela, akşam vakti Kadirli’ye ulaşır.Kadirli’nin ileri gelenleri, başta kaymakam olmak üzere kendilerini beklemekteler.
Akşam yemeğinde onlara ‘aslanlı abide’den söz ederler. Bugüne kadar kimse onu ne görmüş ne de duymuştur. Ümitsizliğe kapılırlar. ‘Bilse bilse Ekrem Kuşçu bilir’ diyerek onu çağırtırlar.
Ekrem Kuşçu, 1927 – 1944 yılları arasında oraya dört kere gitmiş, Adana Müze Müdürü Ali Rıza Yalgın’a da bu abideden söz etmiş. Ekrem Kuşçu’nun verdiği bilgiler heyeti çok sevindirir.
Ertesi sabah(28 Şubat)saat 8 :30′ da atlarla Karatepe’ye yolculuk başlar. Şubat ayının son günü… Çukurova’da tabiatın kış uykusundan uyanmaya başladığı zamanlar… Bu günler, aynı zamanda Karatepe için, ‘Ayrıca Tepesi’nde yaklaşık 2800 yıldan beri uyuyan Hitit kalıntılarının, Luvicenin, o yıllara kadar tam olarak çözümlenemeyen Hitit dilindeki bütün metinlerin dile geldiği, uyandığı günlerdir.
70 YIL SONRA KIZYUSUFLU’DA ANLATILANLAR
28 Ocak 2016 tarihinde İlyas TÜRKMENOĞLU (1976), Ogün Gürlek (1966) ve Ragıp Gürlek’le (1993) Kızyusuflu köyüne gittik. Haydar Türkmenoğlu’nun (1943) evinde bir araya geldik. Molla Mehmet İsmail Türkmenoğlu (1929), Bâğ Mehmet Türkemenoğlu (1934) ve öğretmen Süleyman Türkmenoğlu (1967), bize kendi dilleri ve halleriyle Karatepe’nin hikayesini, Karatepe’nin Halet Ablası’nı anlattılar.
Konuşmaları Ragıp GÜRLEK kayda aldı.
Karatpe’nin hikayesinin, 98 yıllık ömrünün yaklaşık 70 yılını buralara adayan Karatepe’nin Halet Ablası’nı onların dilinden aktarmanın doğru olacağını düşündük.
KARATEPE-AYRICA TEPESİ VE KIZYUSUFLU’DA İLK GÜN İLK GECE
Molla Mehmet İsmail Türkmenoğlu :Bunlar Kadirli’ye geliyorlar. Ben o zaman 15 -16 yaşlarındaydım. 1946 yılının mart ayıydı. Kadirli’den geldiler. Ekrem Kuşçu da vardı. Milli Eğitim Müdürü (Başöğretmen Saim İnan) vardı.
Erkem Kuşçu’nun Orman Müdürlüğünde çalışan bir kardeşi vardı. Ekrem Hoca ondan duymuş. Babam Mulla Mehmet, Ekrem Kuşçu ile tanışırmış. Ekrem Kuşçu da babama, ‘Burası daha eski, Anavarza dan da eski’ dermiş. Erkem Kuşçu; eski eserlere, antikaya meraklı birisiydi. Burayı tarif etmiş,’ oraya gidelim’ demiş. Bunlara, ‘ Mulla Mehmet var, onu önümüze katarız’ demiş.
Aslantaş’ın üstüne yatak serilir. Oralara Aydınlı (Yörükler) konardı. Bir tek aslan vardı. Bizim ömrümüz orada geçti.orada davar güderdik. İki Üç ay orada kalırdık. Dağın adına ‘Ayrıca’ denir. Oraya Aydınlı (Yörükler ) konardı. Bir tarafı Ceyhan Nehri, bir tarafı Kapızdere, bir tarafı Kıralıdere, bir tarafı da yol. Oraya ‘Aslantaş’ derlerdi, tepeye de ‘Ayrıca’denir.
Naci Kum, Ekrem Hoca, Bahadır Alkım, Bossert, Milli Eğitim Müdürü (Başöğretmen Saim İnan), Halet Hanım geldiler. Bunları Çözveli Ahmet getirdi. On kişi varlar. Atlarla geldiler. O zaman yol yok vasıta yok sadece atlarla gelip gedilirdi.
Babama dediler ki :’Hoca, bize bir adam ver. Bizi Aslantaş’a götürsün, akşam da burada misafir olacağız’.
Babam ‘Ben davar güdüyorum, şimdi gidemem. Orada Cennetler var, ‘Ayrıca’ derseniz sizi götürürler’ dedi.Sora sora varıyorlar. Ekrem Hoca zaten oraları biliyor,kaç kere gidip gelmiş.
Akşam oldu,bunlar geldiler. Babamın bir misafir odası vardı, bir kısmı orada yattı.
‘Teklif etsek olmaz,kabul etmezler,kalabalığız ‘diye düşünmüş olmalılar ki döşeğin altına para koymuşlar ama ben görmedim.
Halet Hanım sabahleyin ‘ Hayret ettim, bu mevsimde sivrisinek ne arıyor, beni sinekler yedi ‘ dedi.
Ekrem Hoca da babama , Halet Hanım ‘dan için “Bolu Mebbusu’nun” kızı dedi.
Bossert, Türkçe konuşuyordu. İlk gün kuşaktan yukarısını soyundu. Soğuk suyu üzerine dökmemi söyledi. Böylece Bossert’in kuşaktan yukarısını buz gibi suyla çimdirdim. Babam da ‘ Bu almanlar böyle yıkanırlar oğlum ‘ dedi.
Ayrıca’dan geldikten sonra ‘ Tamam, bunlar çok eski, 3500 senelik’ dediler. Seviniyorlar ama çok seviniyorlar… Bir büyük taş, her tarafı yazı dolu.
O gün Kadirli’ye geri döndüler, giderken atların heybelerinde biraz da taş götürdüler.
KARATEPE KAZILARI
İsmail Türkmenoğlu : Bunlar 1946 yılının güzünde geri geldiler. (Bosserttin raporuna göre 1947 olacak )kazıya başladılar.
Kazıyı köylüler yapıyordu.Para çıkmaz,demir çıkmaz ancak koca koca taşlar çıkıyor.Aslan çıktı.
Bahadır Alkım, Halet Hanım, Sara Hanım ve Bossert bulunuyordu.
Halet Hanım oraya bir bina yaptırdı, oraya yerleştiler, aşçı tuttular.
Binalar yokken çadırlarda kaldılar. Kayıkhanenin orada bizim bir çadır vardı, orada kaldılar.
Her gün çadırlardan müzenin olduğu yere gidip gelirlerdi.
Halet Hanım ‘ kaçakçılık oluyor ‘ dedi, Bir karakol yaptırdı, Orman binası yaptırdı, Postane açıldı, oraları milli park haline getirtti. Bütün bunları Halet Hanım yaptırdı.
MÜZENİN ADI NASIL VERİLDİ ?
İsmail Türkmenoğlu : Kazı çalışmaları devam ederken Halet Hanım, babama, ‘Bu dağın adı nedir ?’ diye sordu. Babam da Halet Hanım’a ‘Karatepe’ dedi. Bu dağın adından dolayı Halet Hanımda orasının adını Karatepe- Aslantaş koydu.
KARATEPE’DE GÜNLÜK HAYAT VE DEĞİŞİMLER
İsmail Türkmenoğlu : Su yoktu, derenin suyunu içerlerdi. Çaykara olurdu, suyu oradan alırlardı.
O zaman yol yoktu. Atınan gelip giderlerdi. Yol 1955’te açıldı. Kazma kürekle açılan yol, 1955’te tamamlandı. Kadirli’den müzeye yol yapıldı. Hep Halet Hanım önder oldu.
Yolu Bozkuyu’dan götürmek istediler.Halet Hanım da Ahmet Savrun da şimdiki yolu istediler, diğer köyler de yararlansın, dediler.
1950’ye kadar okuma yazma nerede. Ben 1938’de Cumhuriyet İlkokulu’na gittim. Kendirlinin Konağı’nda okudum. Bir de Dikirli de okul vardı.Köyün ilk okuyanı benim.
Tıngırdak’ta baraj için kerpiç evler vardı, bu evlerden birini okula verdiler, Halet Hanım ön ayak oldu,okul açıldı.(1960) Sanat okulu açıldı. Okulda demircilik, marangozluk kursları açıldı.
Teneke, köten yapıldı. Halet Hanım halkı oraya toplamak, orayı şenlendirmek istiyordu.
Mehmet Türkmenoğlu : Cennet Omar vardı, ben ondan duydum. İlk zamanlar okuma yazma kursu açmış, çocukları çamın altında okutmuşlar. Sanat Okulu için Adana’dan, Mersin’den hocalar getirtti. Hocaların burada kalmalarının sağlamak için onlara Almanca mı, Fransızca mı, İngilizce mi kursları verdi.
KARATEPE KİLİMLERİ VE KÖK BOYASI
İsmail Türkmenoğlu : Kök boyayı Halet Hanım söyledi. Eskiden de kilim dokunurdu, ama kök boyayı bilmezdik. Halet Hanım ;çiçeklerden, otlardan, ağaç kabuklarından boya yapılabileceğini söylemiş.
Kök boyayla dokunan kilimleri Adana’ya Halet Hanım götürdü, pazarlamasını yaptı, satılmasını sağladı. Bugün Karatepe kilimleri dünyaca biliniyorsa, pazar buluyorsa bu Halet Hanım sayesinde oldu.
Mehmet Türkmenoğlu : Haydar’ın anası Döne Bacı (TÜRKMENOĞLU) vardı, kilimin ustası Döne Hanım’dı. Köylüler kök boyayı hiç bilmiyorlardı. Halet Hanım söylemiş, kadınlar kendi kendilerine boya elde ettiler. Kök boyayı öğreten Halet Hanım’dır.Yapan da Haydar’ın anası Döne Bacıdır. Kilimlerin tanıtılmasını ; Türkiye’ye, Avrupa’ya, dünya ya tanıtılmasını ve satılmasını hep Halet Hanım sağladı.
İlyas Türkmenoğlu : Şu gördüğünüz motifler geleneksel olarak dokunuyordu. Halet Hanım motifleri öğretmiyor, sadece boyamasını öğretiyor.
Haydar Türkmenoğlu: Duran Çiğdem, bir Alman’la geldi. Anam meşhur ya. Bez getirmişler. Anama ‘bunu boya’ diyorlar. Anam bezi boyamış, o adam bezi Almanya’ya götürmüş, onu da çok beğenmişler, Kök boya işi ondan sonra başladı. Halet Hanım iki üç güne bir gelirdi, bunun üzerinde çok dururdu.
HALET HANIM VE KÖYLÜLER
İlyas Türkmenoğlu: Halet Hanım köylünün her derdi ile ilgilenirdi. Hatta ebem rahmetliyi (Döne Türkmenoğlu) tedavi amacıyla İstanbul’a kadar götürdü. Orada tedavisini yaptırdı.
Süleyman Türkmenoğlu: Halet Hanıma köyde herkes ‘abla’ diye hitap ederdi, gerçekten de Halet Hanım köyün ablasıydı. Onu herkes çok severdi, köyün sağlıkçısı, doktoru oydu.
İsmail Türkmenoğlu: Kadirli’den üç yaşında bir tay almıştık,tayın kendiri anamın eline dolanmış,anamı 200-300 metre sürüklemiş, Kadirli’ye doktora götürdük. Doktor iğne vermiş ancak iğneyi yapacak kimse yok, iğneleri Halet Hanım vurdu.Meğer bunu da biliyormuş.
Bebek Ağ vardı, eşkiya… Burada o zaman karakol yok, Bebek Ağ, Naile de Halet Hanıma da ‘ben buralardayım, hiç korkman’demiş. Halet Hanım ona yemek de vermiş. Bebek Ağ, Halet Hanım’ı korumuştur. Ona köyde göz kulak olmuş, kol kanat germiş.
Halet Hanımı köylüler çok severdi. Milli Park yüzünden mağdur olduklarını düşünen bazıları da pek sevmezdi.
Müzeye çok adam aldı. Çocuklara iş verdi, her evden nerdeyse bir kişiye iş buldu.
Onlar da en yüksek maaştan emekli oldular.
Halet Hanım baraja karşıydı,’Yukarıdan yapın’dedi medi amma lafını duyuramadı.
Süleyman Türkmenoğlu: Halet Hanım doğal beslenirdi.Çürümeye yüz tutmuş domatesleri,küçük domatesleri alır,’bunlar hiç ilaç görmemiş’ derdi.
Kendisi daha çok siyah üzüm yerdi, kışın kuru üzüm, yazın yaş üzüm ama hep siyah üzüm…
HALET HANIM VE KARATEPE KÜLTÜRÜ
Süleyman Türkmenoğlu: Elinde bir not defteri vardı, bunu elinden düşürmezdi. Duyduğu bir kelimeyi hemen not ederdi. Birisi ‘dil yere düştü tinkti’ demiş. Bunları hemen defterine yazmış. Ahmet Türkmenoğlu’yla birlikte Türkmen Ağzı Sözlüğü’nü hazırladı. Karatepe fıkralarını kitap haline getirdi.
Mehmet Türkmenoğlu: Çullu İsmail vardı. Aydınlı (Yörük)… Bir sene onlarla konup göçmüş. Yazın gidip güzün gelmiş, konar göçer hayatını bir yıl incelemiş. Yörükler nasıl yaşıyorlar, bunları öğrenmek istemiş.
MÜZENİN İNŞAATI VE TAPUSU
Mehmet Türkmenoğlu : ‘ Ayrıca ‘ dediğimiz yer müzenin üzerine tapulu. Halet Hanım, “Ayrıca Tepesi’ni” ormanı dahil, müzenin üzerine tapulatmış, orman bölge şefi ‘Tapuyu alamaz ‘ dedi, ben de ‘ alır’ dedim, iddialaştık. Halet Hanım tapuyu aldı. Orman bölge şefi de bana ‘ haklıymışsın ‘ dedi.
Halet Hanım, ‘Ben ölürsem burası mahvolur’ diye endişelenirmiş.
İsmail Türkmenoğlu: Müzenin taşlarını tek tek topladılar, taşların her biri bir yerden çıktı.Müzenin inşaatını Nail Bey (Çakırhan) yaptırdı. İnşaatın malzemelerini yol yapılınca pikaplarla getirdiler.
HALET HANIM İÇİN SON SÖZLER
Ogün Gürlek: Halet Hanım sadece Karatepe ile kalmamış, müzenin dışında, yöre halkının kültürü, sağlığı ve eğitimiyle de ilgilenmiş, onların ekonomik yönden kalkınmalarına önderlik yapmıştır.
Ala Cami’nin kazı çalışmalarında da bulunmuştur. Kastabala Antik Kenti’nde de kazı çalışmalarının başlatılması için çaba gösterdiğini yardımcısı Murat Akman’dan duymuştum.
Süleyman Türkmenoğlu: Halet Hanım ölünce müzede bir tören yapılmış, ama törenden hiç haberimiz olmadı. Birileri önder olsaydı, köyü temsilen cenazesinde de bulunulurdu. Şu köyün hepsi Halet Hanıma ‘ Abla’ derdi, onu gerçekten bir abla gibi seviyorlardı.
Kızyusuflu köyü, 28 Ocak 2016
NOT: Yukarıda anlatılanları bir hikaye formatında vermek belki daha doğru olurdu, fakat konuşmacıların ağzından vermeyi belge olması acısından daha doğru bulduk.



