Haberler
ÇUKUROVA VE HİLLAKU ADAMLARI

“Tarih ezeli bir tekerrürden ibarettir”
Asatiwataya’nın şakiler, çapulcular, Mopsos Evi’ne iaat etmeyenler diye bahsettiği, sarp dağlar ve geçit vermez kayalıklarda yaşayan kavim’in şimdiki Karatepe’nin kuzeyinde kalan dağlık bölgeyi yurt olarak tuttuklarını söyleyebiliriz. Zaten doğu tarafı Pryamos ırmağı ile sınırlı bu coğrafyanın jeopolitik ve jeomorfolojik yapısı Asatiwataya’nın çizdiği coğrafyayla büyük benzerlik göstermekte ve örtüşmektedir. Bölgede yapılmış 19 kalenin hepsi her ne kadar Hitit kalesi sayılmasa da kökü ta Hititlere dayanan ve yakın tarihimize kadar bu coğrafyayı eşkıyalık ve çapulculukla tehdit eden bir güç silsilesine karşı yapıldığı aşikardır. Asurluların Que’yi ele geçirmek için yapmış mücadelede en büyük zorluğu Hilakku adamları dedikleri bir kavime karşı yaşadıkları belgelerde yazmaktadır. Asur vesikalarında bahsedilen Hillaku Adamları’yla Karatepe’deki hem Luvi dilinde hemde Aramice yazılan çift dilli metinlerindeki ‘’kanun tanımayan halk’’ın aynı kavim olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda Hillaku ülkesinin Karatepe’nin hemen kuzeyindeki Harboğazı, Kastal civarından Göksun’-Afşine’e kadar uzanan bölge olduğu söylenebilir.
Luckenbil’in M.Ö.698 olarak tarihlediği yazıtlarda ‘Que’ yolunun Hilakkular tarafından kapatıldığı zikredilmektedir. Que yolunun Amanos dağlarındaki geçitlerden biri olan Aslanlı Bel olduğunu düşünürsek hem Hilakkuların yaşadıkları coğrafya hakkında da hem de ‘kanun tanımaz’ sosyolojileri ile ilgili bilgiye ulaşmış oluruz.
Doğu sınırını Ceyhan Irmağı (Pyramos) nın belirlediği bu coğrafya antik çağlardan cumhuriyetin ilk yıllarına kadar yönetimlere kafa tutmuş, bir tür otonom krallık görünümündeydi. Asur’dan Roma dönemine kadar, Persleri ve Helenistik dönemi de içine alan çağlarda bu bölge gerçekten otonomdu. Romanın Kilikia prokonsüllüğünde bulunmuş Markus Çiçero Amanos dağlarından Kilikia yönündeki bölgenin vahşiliğinden bahseder. Pindenissus adlı bir kaleyi tarif eden Çiçero
‘’şehirlerinin her köşesi tahrip edilip yandıktan sonra elli yedinci gün bana teslim oldular. Bunların en yakın komşuları onlardan daha az haydut ve cüretkar olmayan Tebara halkıydı. Pindenissus kalesini zapt ettikten sonra Tebarlardan da rehineler aldım’’ der.
Yukarda bahsettiğimiz coğrafya Roma’dan sonra Bizans döneminde de huzursuz bir bölge olma özelliğini sürdürür. Göksuna’a sürülen Johannes Chrystodomos, mektuplarında kenti ve yöresini emniyetsiz ve ıssız bir yer olarak bahseder.
Osmanlılar döneminde Celali isyanlarının çıkış noktalarından biri Göksun ve dolayları olmuştur. Celali isyanlarını sona erdiren savaşlardan biri Kuyucu Murat Paşa tarafından Göksun da kazanılmış, yine bu muharebelerin geçtiği Bağdaş, Mazgaç ve Meryemçil geçitlerinin çok önemli noktalar olduğu olduğu ortaya çıkmıştır.
Yavuz Sultan Selim 1514 Çaldıran savaşının ardından Osmanlıyı ‘’ardından vurduğunu’’ iddia ederek dedesi Dulkadirli Hükümdarı Alaüddevle Bozkurt Bey’in üzerine yürümüş ve Dulkadirli Beyliğini sona erdirmiştir. Bu savaşlar yine aynı bölgede Göksun ve Andırın yöresinde cereyan etmiştir.
Cumhuriyetin ilk dönemlerinde aynı coğrafyanın bir bölümü, Çukurova’daki ağaların desteklediği eşkıyaların barınak noktası olmuş, yörede yaşayan halka ve zaman zamanda güvenlik güçlerine zarar veren eşkıyaların bir çoğu Tırmıl Höyük’te askerlerce kurşuna dizilerek cezalandırılmışlardır.



