Siyaset

ŞARİBÜL LEYLİ VENNEHAR VE İKİZ KULELER

Bugünlerde AKP ve MHP’nin oylarıyla bir alkol satışını düzenleme yasası çıktı, bu yasaya göre akşam saat 10’dan sabah 6 arasında alkol satışı yasaklandı, yasadaki bir başka madde ise sigarada olduğu gibi, alkol reklamının yasaklanması ve filmlerde alkol görüntüsünün buzlandırılması, yani yasada bir alkol yasağı yok, sadece alkol satışına zaman sınırlaması getirildi.
Alkol yasasına CHP karşı, CHP yeni alkol yasasını bir yasaklama olarak görüyor ve alkol yasasını dini kurallarla irtibatlandırıyor.
Oysaki gerilere doğru baktığımızda Osmanlı’da içki yasağı ile ilgili bir yasal düzenleme yokken, Cumhuriyetin ilk yıllarında 1920 – 1924 yılları arasında Men-i Müskirat yasasıyla içki satışı yasaklanmıştı, 1944 yılında ise devleti temsil eden CHP bir genelge yayınlayarak içki kullanım yerleri için bir sınırlama getirmişti, bugün Avrupa ülkelerinin tamamında içki satışı için zaman sınırlaması zaten mevcut.
Bugün Avrupa’ya uyum sağlamak için alkol satışını düzenleme yasası çıkarılmış olsa bile, aslında AKP alkol satışını kolaylaştıran bir partidir, mesela eskiden okul ve ibadethanelere 200 metre mesafede alkol satışı yasakken, AKP döneminde bu mesafe 100 metreye düşürüldü, CHP neyi eleştiriyor anlayabilmiş değilim.
Yeni çıkan alkol satışını düzenleme yasasına destek veriyorum ama, Başbakanın söylemlerine de katılmıyorum, ” Tıksırıncaya kadar içsinler” ” eski yasayı çıkaran 2 ayyaş” söylemleri Başbakanın ağzına yakışmıyor, demek ki Tenzile anne Başbakanın ağzına çocukken biber sürmemiş.
“Kıyak kafalı gençlik istemiyorum” söylemi ise bir Başbakan ağzı değil, bir Kasımpaşalı ağzıdır.
Başbakan, “Şaribül Leyli Vennehar” söylemini yani “Gece gündüz içen” gençliği içki masalarında aramasın, Türkiye’de içki tüketimi sürekli düşüyor, mesela Türkiye’de kişi başına tüketilen içki, Avrupa ülkelerinde kişi başına tüketilen içkinin 10’da biri, Türkiye Suriye içki tüketiminde eşit, Suudi Arabistan’da bile kişi başına Türkiye’nin 6’da biri oranında içki tüketiliyor.
Türkiye’de asıl yükselen tehlike fuhuş ve esrar eroin alışkanlığı, esrar eroin alışkanlığı neredeyse çocuk yaşlara kadar düştü, Başbakan “Şaribül Leyli Vennehar”ı arka sokaklarda arasın, okul önlerinde arasın.
Kıyak kafayı, iki ayyaşı, tıksırıncaya kadar içsinleri geçelim, benim Başbakana asıl eleştirim, yeni alkol yasasını dinin gereği gibi göstermesi, yeni yasada dinimize göre haram olan içki yasaklanmamış, sadece içkinin satış saatlerine bir sınırlama getirilmiş, içki satışının saat sınırlaması nasıl dinimizin bir gereği oluyor, neredeyse bu söylem Şit’e gider.
AKP’de benzer İslami  yaklaşımlar daha önceleri de gündeme gelmişti, mesela bir il başkanı Tayyip bey bizim ikinci peygamberimiz demişti, bir milletvekili Tayyip Bey’in eylemlerini Sünnet olarak tanımlamıştı, bir başka milletvekili ise, ağır kul hakkının yükü altında olan dağdaki PKK’lılara tövbe edin evinize dönün demişti, yani kul hakkını bir tövbeyle silivermişti,  bu yaklaşımlar bana göre bir Şit çağrışımıdır.
Başbakan ve ekibi İslami söylemlerini siyasete monte ederken boğazın 9 boğum olduğunu unutmamalı, açıkçası ben buralardan rahatsızım.
Bugünlerde gündemin bir başka meselesi ise taksim yayalaştırma projesi, bu projeye çoğunluk gibi bende taraftarım, ama yenilenecek Topçu Kışlasının altına AVM’lerin yapılmasına karşıyım, Kültür varlıkları rant kapısına dönüştürülmemeli, kültürel miras olarak yoluna devam etmeli.
Taksim’de bir de tarihi ağaçların yaşadığı Gezi Parkı var, bugünlerde Gezi Parkı’ndaki tarihi ağaçlar sökülüyor, yerine AVM’ler yapılacakmış, BDP’li Sırrı Süreyya Önder’de ağaç katliamını haklı olarak protesto ediyor ve ben ilk kez bir meselede Sırrı Süreyya Önderle aynı çizgide buluşuyorum.
Tarih kokan, Osmanlı kokan dost ağaçlar İstanbul’un fethinin 560. yıl dönümünde sökülmesi beni incitiyor, Osmanlı devletinin kuruluş felsefesinin Osman Gazi’nin rüyasında gördüğü bir ağaca dayandığını bilen biri olarak, ağaçlara dokunma, Gezi Parkı’na dokunma diyorum.
Taksim’de kültür varlıklarına karşı yapılan yanlışlığın bir başka örneğini de Zeytinburnu’nda yaşadık, Zeytinburnu’nda Sultanahmet Camisinin hemen arkasına Zeytinburnu belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ruhsatıyla 36 katlı ikiz kuleler yapıldı ve Sultanahmet Camii gölgelendi, Mekke’de 60 katlı Zemzem Towers’in Kabe’yi gölgelediği gibi.
Sultanahmet’in gölgelenmesi üzerine bir kurum Zeytinburnu’ndaki ikiz kuleleri mahkemeye taşıdı ve mahkeme ikiz kulelere yıkım kararı verdi, ikiz kulelere tepkiler üzerine Başbakan’da ikiz kulelerle ilgili fikrini açıkladı, ikiz kuleleri yapan tanıdık firma sahibine bu kadar yüksek yapma demiştim, firma sahibi beni dinlemediği için ikiz kulelerin sahibine küstüm diyor.
Bana göre Başbakan yanlış adama küsüyor, Başbakan’ın asıl küseceği yer ikiz kulelere ruhsat veren AKP’li Zeytinburnu ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlarıdır.
Demek istediğim şu, İstanbul’da rant uğruna kültür varlıkları heba ediliyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu