Yerel Haberler

EL MUHABERAT VE BİZİM MAHSUSACILAR

İngiliz BBC televizyonuna göre Reyhanlı’daki patlamaları El Kaide bağlantılı El Nusra örgütü üstlenmiş, İngiliz ITV televizyonunun haberine göre ise Reyhanlı’daki patlamalar Esad Muhaliflerinin işi, İngiliz medyasında Reyhanlı patlamaları bu şekilde yer almış ama hükümete göre Esad muhalifleri ve El Kaide Reyhanlıdaki patlamaların sorumlusu değil, hükümet Reyhanlı’daki patlamaların faturasını El Muhaberat ve yerli işbirlikçilerine kesti.
Diyelim ki hükümet faturayı doğru kesti, El Muhaberat ve yerli işbirlikçileri Reyhanlı’daki patlamaların sorumlusu, peki El Muhaberat nasıl bir istihbarat örgütü ve yerli işbirlikçileri kim.
El Muhaberat Suriye’nin Baas eksenli bir istihbarat örgütü, ama El Muhaberat’ın 2 yüzü var, El Muhaberat bir taraftan istihbarat yaparken, bir taraftan da terör hamiliği yapıyor.
El Muhaberat’ın mayası Fransız istihbaratı ve Rus KGB’dir, özellikle KGB eğitim ve maddi olarak El Muhaberatın her zaman arkasında durdu.
El Muhaberat İran – Irak istihbaratı ile iç içe, Güney Amerika ülkelerinin istihbaratı ile yakın temasta, bazı Avrupa ve Asya ülkeleri istihbaratı ile de zaman zaman paslaşıyor, yani El Muhaberat istihbarat örgütü Dünya ölçeğinde büyücek bir ahtapot gibi.
Mesela El Muhaberat Fransa istihbaratı iş birliği tuhaf gibi gözükse de, iki ülke istihbaratının ilişkileri derin ve çok eski, mesela İmralı sürecinin ilk günlerinde Fransa da öldürülen 3 PKK’lı kadının ölümünün sır olarak kalması, El Muhaberat’ın manevi ağırlığından kaynaklanıyor olabilir.
El Muhaberat’ın terör hamiliğine gelince, Lübnan’daki iç savaş sıralarında Lübnan’ın Bekaa Vadisi kontrolsüz kaldı ve kontrolsüz kalan Bekaa vadisini  Suriye himayesine aldı ve Bekaa vadisi uluslararası terör merkezi haline geldi, Bekaa vadisinde El Muhaberat’ın hamiliğinde değişik ülkelerin teröristleri eğitildi, Türkiye’li sol ve PKK’lı teröristlerde ağırlıklı olarak Bekaa’da eğitim gördü, mesela Dünyanın en büyük terör örgütü lideri, Çakal Carlos’ta Bekaa’da eğitildi ve Carlos’a Suriye pasaportu verildi.
80’li 90’lı yıllarda ise Apo El Muhaberat hamiliğinde Suriye’de Baas geleneğine göre misafir edildi.
El Muhaberat’ın terör hamiliğinin yanında terör faaliyetlerinin içinde de yer aldığı biliniyor, mesela 2005 yılında Lübnan istihbaratını devre dışı bırakan El Muhaberat Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin başkent Beyrut’ta geçeceği bütün yolların altındaki su kanallarına tonlarca TNT yerleştirmiş ve Refik Hariri’yi havaya uçurmuştu, bu örneklerden sadece biri, aslında El Muhaberat genelde işi taşeron örgütlere havale ediyor.
Gelelim El Muhaberat’ın yerli işbirlikçilerine, iddiaya göre yerli işbirlikçi Mihraç Ural’ın THKP-C Acilciler örgütüymüş, Acilcilerin bir kolu da  “Mukaveme Suriye” adıyla Suriye’de eylem yapıyormuş, DHKP-C Acilcilerde THKP Acilcilerin yumurta ikiziymiş, hatta PKK paslaşması da varmış, eğer bu eylemeler Acilcilerin elinden çıkmışsa bu çok vahim bir olay, bu iki örgüt Türkiye’de işi mezhep çatışmasına kadar götürebilir.
Suriye’de ortaya çıkan THKP-C Acilciler örgütü 80 ihtilalinden sonra bitmişti, aslında bitti sanılıyordu, oysaki hiç bir terör örgütü bitmez, terör örgütü sadece uyutulur ve günü geldiğinde de uyandırılır, PKK terör örgütü de bitti sanılarak koruculuğu kaldıracak olanlar, Askerliği kısaltacak olanlar, THKP-C Acilcilerden ders almalı.
Gelelim bizdeki istihbaratın tarihçesine ve işleyişine.
Bizde ilk istihbarat  Osmanlı döneminde Akıncılar adıyla kuruldu, örgüt daha sonra Teşkilatı Mahsusa adını aldı, Teşkilatı Mahsusanın elemanları daha çok Mahsusacı aileden yetişme, Teşkilatı Mahsusa Kuşçubaşı Eşref gibi çok sayıda başarılı Mahsusacı yetiştirdi, Teşkilatı Mahsusanın başarısına gelince, Osmanlının sınırları 3 kıtaya kadar uzanmış, uzak diyarlarda yerli Osmanlı yok, halk yabancı, sadece Devlet görevlisi ve asker var, eğer Osmanlı kendi milletine dayanmayan İmparatorluğunu uzun süre götürebilmişse bu başarı Askerden çok Teşkilatı Mahsusanındır.
Cumhuriyet dönemi  MİT faaliyetlerine bakacak olursak, MİT’in paslaştığı ülkeler ağırlıklı olarak ABD İngiltere Fransa ve İsrail, ama MİT’in paslaştığı ülkelerin samimiyeti tartışmalı, MİT’in paslaştığı ülkeler iç istihbaratta genelde ön kesmiştir, mesela İstanbul’da 6-7 Eylülde MİT sınıfta kalmıştır, Maraş olaylarında Çorum olaylarında 80 öncesi sağ-sol terörünün takibinde MİT hep sınıfta kalmıştır, 90’lı yıllarda MİT Sivas olaylarında da sınıfta kalmıştır, bu sınıfta kalmalar paslaştığımız ülkelerin ön kesme operasyonundan kaynaklanmıştır.
MİT dış operasyonlarda daha başarılı, mesela Kıbrıs Barış Herakatı öncesi alan keşfinde MİT başarılıdır, 80 sonrası MİT Asala operasyonlarında başarılıdır, ama MİT Asala operasyonunda yan eleman kullanmıştır.
Sovyetler döneminde Türk bölgelerinde, Kuzey Afganistan’da, Musul ve Kerkük’te MİT Türkleri diri güç olarak tutabilmiş, ama buralardaki başarı MİT’in kurumsal kimliğinden ziyade Özbek asıllı Enver Altaylı’nın CIA içerisinde büyük karizması olan, Özbek asıllı Ruzi Nazar’ın paslaşmasından kaynaklanmıştır, yani bir Turan paslaşması yaşanmıştır.
Birde MİT’de Monşerleşen döneme son verilmek üzere MİT’in başına iddialı bir şekilde getirilen Hakan Fidan dönemine bir bakalım.
Hakan Fidan dönemi denince akla ilk önce Oslo görüşmeleri geliyor ve Oslo görüşmelerinin anında dışarı servis edilmesi Hakan Fidan hanesine eksi puan olarak yazılıyor.
Sonra Apo’nun İmralı zabıtlarının anında basına yansıması da eksi puan, PKK’nın dışarı silahsız çıkacak açıklamalarına rağmen PKK’nın dışarı silahlı çıkması ve İmralı Sürecinin ucunun açık bırakılması da Hakan Fidan için eksi puan, Uludere’deki yanlış istihbarat ve Reyhanlı’da patlayan bombaların MİT’e takılmaması da işin cabası.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu