GİRİT'İ NASIL KAYBETTİK GÜNEYDOĞU'DA NELER OLUYOR

Girit Adası tarihte Osmanlı’nın bir parçasıydı, Osmanlı’nın tapulu malıydı ve en önemlisi Girit, hem Ege, hem de Balkanlar için stratejik bir nokta idi, Türklerin ve Rumların yaşadığı Girit adasının bir başka özelliği ise, Osmanlı adaletinin hüküm sürdüğü bir barış adası olmasıydı.
Dün Osmanlı’nın bir parçası olan Girit’e ne oldu da Girit adası bugün Yunanistan’ın bir parçası oldu, hangi yanlış politikalar Girit’i Osmanlı’dan kopardı ve Yunanistan’a yamadı, bugün yeni yanlışlara düşmemek için Girit’i bir mercek altına alalım.
Balkanlarda ilk toprak kaybımız ve Yunanistan’ın kurulmasından sonra Girit’te Rum isyanları başladı, Osmanlı’nın Rum isyanlarını bastırmasına rağmen İngiltere ve Fransa büyük devletler açılım yapar masalıyla Osmanlı’yı etkiledi ve 1866-1867’de Osmanlı Girit’te bir Rum açılımı yaparak genel af çıkardı.
Rum açılımı genel aflada sınırlı kalmadı, Girit halkı 2 yıl vergiden muaf tutuldu.
Rum açılımının bir de siyasi boyutu vardı, Vali Türk olacaktı ama, 2 vali yardımcısından biri Rum olacaktı, ayrıca Türkçe zorunluluğu da kaldırıldı, Dil Türkçe ve Rumca olarak Girit çift dilli oldu.
Girit’te isyanlar bitti, genel af çıktı, 2 yıl vergi alınmayacak, Türkçe zorunluluğu kalktı, yönetimde Rumlara da yer verildi, yani Girit özerkleşti.
Başta Türkler olmak üzere tüm Girit halkı açılımda hayat varmış diyerek Bayram ettiler ama, Girit’li Rumlar bu anlaşmayla uluslararası platformlarda meşruiyet ve resmiyet kazandılar.
Ya sonrası..
Osmanlı 1878’de Ruslara yenilince Girit’te yeniden Rum ayaklanmaları başladı, Fransa ve İngiltere Rusya’yı da işin içine katarak Osmalı’dan bir Girit açılımı daha istediler, 1878’de Halepa sözleşmesi yapıldı, bu sözleşmeye göre Valiler sadece Türklerden yapılmayacaktı, Rumlar’da vali olabilecekti, Meclisin çoğunluğu Rumlardan oluşacaktı, Rum Kaymakamlar Türk Kaymakamlardan sayıca fazla olacaktı, Vilayet meclisi ve mahkeme dili Rumca olacaktı, ancak resmi zabıtlar ve resmi dilekçeler, Rumca ve Türkçe olacaktı, asayişi sağlayan jandarma Rum ağırlıklı olacaktı.
Bu açılımdan sonra da Girit’te bir bayram havası yaşandı, Osmanlı’da Bayram havasından memnundu, Girit’te kan durmuştu ya…
Ya sonrası…
1896’da Girit’te Rum isyanları yeniden başladı, Uluslararası platformlarda Meşruiyet ve resmiyet kazanan Girit’li Rumlara destek için İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Rusya Girit açıklarına savaş gemileri gönderdi ve Osmanlı yeniden bir açılıma zorlandı ve Osmanlı el mahkum açılımı kabul etti,
Açılıma göre Vali Rumlardan olacaktı, vali Avrupa’dan silah ve askeri yardım isteyebilecek ve Avrupalı hukukçular bir reform yasaları hazırlayacaktı ve bu açılımlarda yapıldı.
Ya sonrası…
Girit’te artık bütün ipler Rumların eline geçmişti, Rumlar artık ada da Türk soykırımı yapmaya başladı ve Osmanlı soykırımlar üzerine 1897’de Yunanistan’a savaş açtı, Osmanlı Yunan savaşını kazanmak üzereyken, Rusya ve İngiltere Osmanlı’ya baskı yaparak savaşı durdurdu ve 1898’de Osmanlı Ordusu Girit’ten çekildi.
Ya sonrası…
Osmanlı Ordusu Girit’ten çekilince, Girit’teki soykırımdan arta kalan Türklerin bir bölümü göç etti, bir bölümü de Rumlara biat etti ve 1910 yılında Girit Meclisi Yunanistan’a İlhak kararı aldı ve 1913 yılında da 24 yıl savaşarak kazandığımız Girit Yunanistan Haritasındaki yerini aldı.
Osmalı Girit’te eğer işin başında İngiltere ve Fransa’nın açılım masalına inanmamış olsa, işin başında Sarı öküzü teslim etmemiş olsa bugün Girit adası bizim olacaktı.
Girit gitti, Osmanlı bitti ve aradan 100 yıl geçti, bugünde gündem de İmralı süreci var.
İmralı sürecinin bir tarafında hükümet bir tarafında PKK var, hükümet PKK’yı yurt dışına çıkarıp terörü bitirmek istiyor, PKK ise bu süreçten avantajlı çıkmak istiyor, yeni haklar istiyor.
Girit’te Rumlara açık destek veren küresel güçler, Bugünde PKK’ya gizli destek veriyor, İmralı sürecinin ilk fotoğrafları böyle.
İmralı Sürecinin içeriğine bakacak olursak, İmralı süreci 2 aşamalı, 1. aşama PKK’nın sınır dışına çıkması, 2. aşama ise PKK’nın sınır dışındaki pozisyonu.
Hükümet ve PKK İmralı sürecinde pazarlık yok demiş olsalar da ortada bazı gerçekler var, İmralı sürecinin başlamasından sonra yasalaşan Anadilde savunma hakkı, 4. yargı paketindeki KCK’lılara tahliye yolunun açılması ve çatışmaya katılmamış PKK’lılara örtülü af, bu yasalara baktığımızda bu yasalar Girit açılımının birinci aşamasında ki kararlarla benzerlik taşıyor.
Bir de İmralı sürecinin PKK’lıların sınır dışına çıkmasından sonra ki aşaması var, PKK ve BDP 2. aşama için şartlarını posta posta gündeme getiriyor.
PKK ve BDP ikilisi 2. aşama için Apo’ya af itiyor, yerel meclisler istiyor, yerel meclislerde Türkçenin 2. resmi dil olmasını istiyor, koruculuğun ve özel kuvvetlerin kaldırılmasını istiyor, askerin dağlardan çekilmesini istiyor ve özerklik istiyor, PKK ve BDP’nin şartlarına baktığımızda bu şartların hepsi Girit açılımında mevcut.
PKK’nın bir de gizli ajandası var, PKK Uluslararası platformlarda meşruiyet ve resmiyet kazanmak istiyor, Cenevre Konvansiyonun 3. maddesinin ipine sarılmak istiyor, eğer PKK bu ipi yakalarsa Güneydoğu için tehlike daha da büyüyecek.
PKK BDP ikilisinin bir gizli ajandası var bir de açık şartları var ama, bu şartlar henüz hükümet tarafından kabul edilmiş şartlar değil, Girit örneğini verirken amacım hükümete uyarı görevini yapmak, sarı öküzün boynuzları kırılmış olsa da sarı öküz hala bizim, sarı öküzün yuralı hala elimizde, PKK Cenevre Konvansiyonun 3. maddesinin ipine sarılmak isterken, bizde kendi ipimize sarılalım.



