İMRALI SÜRECİNDE BİR MEGALOMANDAN MANDELA YARATMAK

2010’da başlayan İmralı Mit görüşmelerine, 2011’den itibaren Balıkçı kod adlı İlhami Işık’ta takviye edildi ve İmralı Süreci 2012 Aralığından itibaren naklen yayınlanmaya başlandı.
İmralı süreci gerçekten bir barış getirecek mi ve ne kadar yasal çerçevede yapılıyor, İmralı’daki bir mahkumun terör örgütüne ve bir partiye talimat vermesi Devletin bilgisi dahilinde de olsa acaba mevcut yasalarla ne kadar örtüşüyor?
Acaba barış sürecinde muhatap iyi seçilmişmidir, acaba Apo ne kadar güvenilir, acaba Apo örgüte ne kadar hakim, sürecin başında Apo’nun örgüte hakim gibi gözükmesi acaba bir hakimiyet mi, yada örgütün yıllardan beri Apo’yla Devleti aynı masaya oturtacağız takıntısının bir hakimiyet gibi gösterilmesi mi, bunlar iyimser bir bekleyişin yanında soru işaretleri de oluşturuyor.
Süreç 2010’da başladı ama Apo’nun fikrini ilk kez İmralı tutanaklarının Milliyet Gazetesinde yayınlanmasıyla öğrenmiş olduk.
Apo barış sürecinden sonra hapishanelerin boşalacağını söylüyordu, AKP’yi kendilerinin iktidara taşıdıklarını söylüyordu, süreç olumlu sonuçlanırsa Devlet Başkanlığında Tayyip Beyi destekleyeceklerini söylüyordu, Said-i Nursi’yi Ermeni gibi gösteriyordu, Fetullah Gülen Cemaatine yurt dışındaki 120 okulun parasını nereden buldunuz diye soruyordu.
Apo’nun bu açıklamalarını okuyunca gerçekten çok ürperdim, acaba bir Megalomandan bir Mandela mı yaratıyoruz diye kendi kendime sordum.
Süreç ilerdi ve Nevruz’a kadar geldik, Diyarbakır meydanında Apo’nun mesajı hem meydandakilere hem de Dünyaya ilan edildi, bir hükümlünün mesajının ilan edilmesi ne kadar yasal meselesini geçelim ve mesajın içeriğine bir bakalım.
Apo’nun mesajı ilk bakışta olumlu gibi, hatta milli gibi, Apo’nun mesajında ortak geçmiş ve ortak gelecek vurgusu var, Çanakkale var, Kurtuluş savaşı var, İslam ortak paydası var.
Apo’nun mesajıyla İmralı tutanaklarını yan yana koyduğumuzda çok büyük farklılıklar var, acaba bu mesajın tamamı Öcalan’ın kaleminden mi çıkmıştır, yada bu mesaja başka bir kalem müdahil olmuş mudur, İmralı tutanakları ile mesajı yan yana getirdiğimiz de halkın kafasında soru işaretleri oluşuyor.
Mesaj olumlu gibi, hatta milli gibi gözükse de, hem mesajın bazı bölümlerinde, hem Nevruz alanında soru işaretleri var.
Mesajın bir bölümündeki Kürdistan ve Anadolu vurgusu örtülü bir özerkliği çağrıştırıyor, yine mesajda silahlar sussun PKK sınır dışına çekilsin vurgusu da karışık, silahların susması silahların bırakılması anlamına gelmez, çatışmasızlık anlamına gelir.
Mesajdaki Misak-ı Milli vurgusu milli bir politika gibi algılansa da, aslında Misak-ı Milli vurgusu bir tuzak politikadır, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye kürt bölgesinin Türkiye’ye dahil edilmesi Türkiye’deki nüfus dengesinin değiştirilmesini amaçlamaktadır ve Türkiye’ye ilave edilen bu küçük parçalar daha sonra büyük parça halinde Türkiye’den koparılmayı hedeflemektedir, ben Apo’nun Misak-ı Milli vurgusunu böyle okuyorum.
Nevruz alanındaki ” Öcalan’a özgürlük, Kürtlere statü” pankartı, tekleme Apo ve bazı örgüt üyelerinin posterleri, çok sayıda PKK flaması ve alanda tek bir Türk Bayrağının yer almaması sıra sıra soru işaretleri oluşturuyor.
Mesaja ve Nevruz alanının bütününe baktığımızda, Başbakanın Tek Vatan, Tek Millet, Tek Bayrak vurgusu tam karşılık bulmuyor gibi.
Ama süreç her şeye rağmen bir şekilde ilerliyor, soru işaretlerine rağmen süreç çatışmasızlığa doğru gidiyor gibi, ama bu çatışmasızlık süreli mi olacak sürekli mi olacak, Apo’nun İmralı da BDP milletvekillerine özerklik ve ana dilde eğitim şimdilik gündeme gelmesin söylemi, acaba özerklik ve ana dilde eğitim başka bir gün gündeme gelebilir anlamında okunabilir mi, acaba o başka bir günde çatışma yeniden başlayabilir mi, bunlarda soru işaretleri.
İmralı görüşmeleri bitti, Nevruz’da bitti, sırada PKK’nın silah bırakması ve sınır dışına çıkması var, işte bütün mesele burda.
PKK’nın silah bırakması ve çekilmesi Apo’nun işaret ettiği gibi bir yasal zemine oturtulacak mı, bu yasal zemin hangi hukuka göre yapılacak, bu yasal zeminde Tehcir tuzağı da var, BM’nin sürece müdahil olma tuzağı da var, Uluslararası platformlarda PKK’nın meşruiyet kazanması ve resmi taraf olma tuzağı da var, velhasıl bu süreç tuzaklarla dolu.
Hükümet muhalefetle laf yarışı yerine muhalefetle uyum aramalı ve PKK’nın çekilme sürecini uluslararası hukuk uzmanlarıyla birlikte yürütmeli.
Soru işaretleri ve tuzaklarla dolu bu süreç eğer sonunda barış getirecekse, akan kan duracaksa ben bu süreci alkışlarım.
Ama soru işaretleri ve tuzaklarla dolu ve bir şekilde metal satranç oyununa benzeyen bu sürecin sonunda Baldıran zehiri içmekte var, Nobel barış ödülü almakta var.



