İLETİŞİM BAŞKANI ALTUN: TÜRKİYE GERÇEKÇİ VE İNSANİ GÖÇMEN POLİTİKASIYLA DÜNYAYA ÖRNEK OLDU

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının destekleriyle Uluslararası Medya Enformasyon Derneği tarafından düzenlenen Göçmenler ve Medya Çalıştayı’nın açılışında konuştu.

Son yüzyılın dünya açısından baş döndürücü olaylara sahne olduğuna, insanlığın bu dönemde tarihin hiçbir asrında görülmemiş dönüşümlere şahitlik ettiğine dikkati çeken Altun, savaşlarla, krizlerle uluslararası dengelerin değiştiği, belirsizliklerin ve insani dramların hakim olduğu bir dünya tablosuyla karşı karşıya kalındığını vurguladı.

Altun, bu tabloda uluslararası sisteme dair kabul edilen kuralların, normların ve davranış kalıplarının eş zamanlı olarak zayıfladığını gördüklerini belirterek, bugün dünyanın karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan birisinin de “göç ve mülteci” sorunu olduğunu ifade etti.

“Karar alıcılar göçe sebep verebilecek tutumlardan sakınmalı”

Göçmenliğin çoğu kez kişilerin ülkesini terk etmek zorunda kalmasıyla başlayan ve sonu belli olmayan dramatik bir süreç olduğuna işaret eden Altun, “Bu noktada en can alıcı husus, karar alıcıların göçe sebebiyet verebilecek tutum ve davranışlardan sakınmaları, aklıselim hareket etmeleri, milyonlarca insanın hayatını ve geleceğini riske atmamalarıdır.” diye konuştu.

Altun, Göktürk devletinin ünlü devlet adamı Bilge Türk Tonyukuk’un, “Bir şey ince iken kolay delinir, kalın iken delinmesi zor ya da imkansızdır” sözünü anımsatarak, bu sözle bir sorunun başlangıcında, büyümeden çözülmesinin daha kolay olacağının kast edildiğini dile getirdi.

Bu konuda medya ve medya mensuplarına çok önemli görevler düştüğünü vurgulayan Altun, çalıştayda da medyanın göçmen sorununun çözümündeki rolü ve medyadaki göçmen temsillerinin nasıl daha doğru, objektif, adil, kişisel ve küresel ihtiras ve emellerden uzak bir şekilde üretilebileceğinin ele alınacağını anlattı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, küreselleşme söylemi ve liberalleşme eğilimlerinin zirve yaptığı bir dönem geride bırakılırken, Batı’nın bir yandan sosyal devlet krizine tanıklık ettiğini bir yandan da siyasal olarak çözülme eğilimi yaşadığını gözlemlediklerini söyledi.

Altun, “Geldiğimiz noktada, Batı dünyası ne yazık ki ırkçılığın derinleştiği, yabancı düşmanlığının yükseldiği, sosyal gettolaşmaların arttığı bir kültürel coğrafya olarak uluslararası alanda karşımıza çıkıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

“Türkiye gerçekçi ve insani göçmen politikasıyla dünyaya örnek oldu”

Sorunların ulusal olmaktan çıkıp uluslararası nitelik kazandığı yeni bir dönemin tecrübe edildiğine işaret eden Altun, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Böylesi bir ortamda biz, Türkiye olarak aynı zamanda ağır insani ve siyasi krizlere şahitlik eden, zorluklarla dolu bir coğrafyada var olma, büyüme, gelişme mücadelesi veriyoruz. Özellikle 2010 sonrasında bölgemizde yaşanan gelişmeler, bölünmüş devletlerin ortaya çıkmasına, terörizmin yaygınlaşmasına, küresel göçmen ve mülteci sorununun baş göstermesine neden oldu.

Bu dönemde Türkiye istikrarlaştırıcı bir güç olarak hem kendi güvenliği ve istikrarı hem de bölge ülkelerinin güvenliği ve istikrarı için sahada ve masada mücadele verdi. Son derece somut önemli kazanımlar elde etti. Bu noktada Türkiye gerçekçi ve insani göçmen politikasıyla dünyaya örnek oldu.”

“Göçmen sorunuyla en ciddi şekilde yüzleşen ülke Türkiye oldu”

Bugün tüm dünyanın göçmen sorunuyla karşı karşıya olduğunu vurgulayan Altun, “Fakat, bu sorunla en ciddi şekilde yüzleşen ülke Türkiye’dir. Bunu biz tercih etmedik. Bölgemizde büyük bir yangın çıktı. Bu yangını biz çıkarmadık; aksine söndürmek için çok büyük gayret sarf ettik, etmeye de devam ediyoruz.” diye konuştu.

Türkiye’nin bu yangının mağdurlarının yaralarını sarmaya çalıştığını, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın insanlığın vicdanı olarak yürüttüğü siyasetle, mağdurların ve mazlumların yanında yer aldığını, onların yaralarını sarma, onları iyileştirme gayretinde olduğunu vurgulayan Altun, şöyle devam etti:

“Bu yangın neden çıktı? Açık ve net ifade edelim; Batı merkezli yeni sömürgecilik siyaseti nedeniyle çıktı. Batıcı siyasetin bölgemizdeki işbirlikçilerinin tamahkar ve tahripkar uygulamaları nedeniyle çıktı. Dış güçlerin vesayetinde kendi toplumuna yabancılaşmış azınlık yönetimlerinin yanlışları nedeniyle çıktı ve bu yangın çok ağır maliyetler üretti. Bu maliyet, bizim de içinde bulunduğumuz coğrafyanın insanlarına, mazlum halklarına ödetilmek istendi.

Türkiye bu bağlamda en fazla maliyet üstlenen ülke oldu. Suriye kaynaklı terörizm ve göçmen sorunu ülkemize yöneldi. Batı dünyası, hem uzun dönemli sömürgeci Orta Doğu politikasıyla sorunun kaynağı oldu hem de son dönemde baş gösteren küresel terör ve göçmenlik sorunlarının çözümüne hiçbir surette katkı vermedi. Veriyor gibi yaptı ama gerçekte vermedi. Bu süreçte Türkiye, Cumhurbaşkanımızın liderliğiyle bu sorunlarla güçlü şekilde yüzleşti, onları kararlılıkla yönetti.”

Uluslararası göçmenlerin sayısı 2050’de 405 milyona ulaşabilir

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, dünyada yaşanan siyasi ve askeri çatışmalar sebebiyle sığınmacıların yaşadığı trajediye işaret ederek, Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği verilerine göre, dünyadaki mülteci sayısı 1960’ta 2 milyonken, bugün bu rakamın 26 milyon seviyesine ulaştığına dikkati çekti.

Yerinden edilmiş insanlar ve iltica arayışında olanlarla birlikte rakamın 76 milyona ulaştığını belirten Altun, “Bu sayı, Birleşmiş Milletler verilerine göre son 20 yıldaki hızıyla artmaya devam ederse, dünyadaki uluslararası göçmenlerin sayısının 2050’de 405 milyona ulaşması öngörülüyor.” şeklinde konuştu.

Altun, 21. yüzyılın bu acı gerçeğiyle çoktandır yüzleşen Türkiye’nin herkes için daha güvenli bir dünya adına sorumlu bir aktör olarak üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını vurguladı.

“500 bine yakın Suriyeli kardeşimiz geri dönüş yaptı”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, Türkiye’nin bir yandan savaştan, terörden, katliamlardan kaçanlara kol kanat gerdiğini bir yandan da yerlerinden, yurtlarından edilmiş insanlara onurlu, güvenli ve gönüllü geri dönüş imkanı yaratmak için var gücüyle çalıştığını, çalışmaya devam ettiğini aktardı.

Altun, şöyle devam etti:

“Türkiye istikrarlaştırıcı bir güç olarak, sınırlarının ötesinde sert güç unsurlarını devreye sokarak, terörden arındırılmış güvenli bölgeler inşa etmek uğruna, son derece başarılı girişimlerde bulunmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımız bu noktada başta Batı dünyasının engellemelerine rağmen son derece kararlı bir şekilde hareket etmiş, mülteci ve göç sorununun son dönemdeki en önemli kaynaklarından biri olan Suriye krizinin çözümünde çok net bir tavır ortaya koymuştur.

Bu çerçevede Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı Harekatlarıyla bir yandan sınır güvenliğimiz sağlanmış, bir yandan ülkemize ve bölgemize yönelen terör tehditleri bertaraf edilmiş, terör örgütleri çok ciddi anlamda sınırlanmış öte yandan da Suriye sahasında geniş bir güvenli bölge inşa edilerek yerlerinden edilmiş insanlara geri dönüş imkanı sağlanmıştır. Nitekim bu çerçevede Suriye’nin kuzeyinde güvenli hale getirdiğimiz bölgelere bugüne dek 500 bine yakın Suriyeli kardeşimiz güvenli, gönüllü ve onurlu şekilde geri dönüş yapmıştır.”

“Onurlu, güvenli ve gönüllü bir şekilde ülkelerine dönmelerini temin etmeyi çok önemsiyoruz”

Altun, “Yerlerinden, yurtlarından edilmiş mazlum insanların onurlu, güvenli ve gönüllü bir şekilde ülkelerine dönmelerini temin etmeyi çok önemsiyoruz. Bu husus göçmen politikamızın merkezinde yer alan hayati unsurlardan biridir. Bu noktada biz sözde değil özde hareket ediyor, bölgede dönüştürücü bir aktör olarak bölgenin istikrarı ve barışına katkı sunacak adımlar atıyoruz.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2,5 yıl önce BM Genel Kurulu’nda 1 milyon Suriyeli göçmenin evlerine geri dönüşüne imkan sağlayacak “terörden arındırılmış güvenli bölge” teklifini en net ve somut şekilde ortaya koyduğunu anımsatan Altun, bu önerinin Batılı ülkelerde gerekli karşılığı bulamadığını belirtti.

“Dezenformasyon kampanyalarıyla karşı karşıya kalıyoruz”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, bugün Almanya’nın 530 bin, İsveç’in ise 130 bin Suriyeli göçmene ev sahipliği yaptığına, bunun dışında da hiçbir Batı ülkesinde 50 binden fazla Suriyeli göçmenin bulunmadığına dikkati çekti.

Türkiye’nin Almanya’nın 8 katı göçmene ev sahipliği yaptığını aktaran Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:

 

“Böyle bir büyük nüfusun geldiği ülke için sosyo-ekonomik etkilerinin olmaması düşünülemez. Bu noktada başta siyasetçilerin sığınmacılarla ilgili değerlendirmelerinde ve medyanın mültecilerle ilgili haberlerinde, insani ve mesleki değerler açısından hassasiyet göstermesi çok önemlidir. Objektiflikten uzak, popülist söylemlere dayalı yorum ve haberlerin derin toplumsal sorunlara zemin hazırlama potansiyeli bulunduğu aşikardır.

Bugün, ne yazık ki başta sosyal medya platformları olmak üzere tüm iletişim mecralarında, Türkiye’de yaşayan Suriyelilere yönelik toplumsal algıyı olumsuz yönde etkilemeye, şekillendirmeye dönük dezenformasyon kampanyaları ile karşı karşıya kalıyoruz.”

En fazla dezenformasyona maruz bırakılan alan sığınmacılar ve göçmenler”

Altun, “sığınmacılar ve göçmenler” konusunun Türkiye’nin çabalarının en fazla görmezden gelindiği ve dezenformasyona maruz bırakıldığı alanlardan biri olarak öne çıktığını dile getirdi.

Yakın geçmişte “İngiltere’nin Türkiye’de Afganlılar için mülteci merkezleri kuracağı” iddiasının bile ortaya atıldığını, iddianın doğru olmadığına ilişkin yapılan girişimlerle bu yalan haberi yayan medya kurumunun özür dilediğini anımsatan Altun, toplumda göçmenlere yönelik olumsuz bir yaklaşımı hakim kılmayı amaçlayan dezenformasyon kampanyalarını algı çalışmalarını yakından takip ettiklerini vurguladı.

Altun, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak Türk ve dünya kamuoyundaki Suriyeli sığınmacılara dair bilgi kirliliği ve dezenformasyonla da mücadele ettiklerine işaret etti.

Bu kapsamda Türkiye’nin düzensiz göçle mücadelesini uluslararası kamuoyuna en iyi şekilde anlatmak için uluslararası medya mensuplarının katılımıyla Suriye sınırı, Ege, Akdeniz ve Suriye’de terörden arındırılan bölgelere saha ziyaretleri düzenlediklerini anımsatan Altun, ABD’den Japonya’ya, İsveç’ten İtalya’ya kadar birçok ülkenin önde gelen medya kuruluşu temsilcilerinin yaşananları sahil güvenlik teknelerinden izlediğini anlattı.

Altun, bu medya çalışmalarıyla Türkiye’nin Suriye topraklarında kurulan güvenli bölgelerde yaptığı yatırımlar ve icra ettiği faaliyetlerin, Türkiye toprakları ve Avrupa’ya yönelik düzensiz göçün nasıl kontrol altına alındığı, Suriye’de rejim saldırıları ve PKK/YPG terör örgütünün tehditleri nedeniyle Avrupa’ya düzensiz göç baskısının nasıl arttığının gösterildiğini belirtti.

Ayrıca Ege Denizi’nde ve Meriç Nehri’nde mülteci botlarının nasıl batırıldığı, masum insanların nasıl ölüme terk edildiği ve hatta Avrupa Birliği’ne ayak basan ailelerin silahlı kişilerce nasıl botlara bindirilip Türkiye sularına atıldığı konusunda bilgi verildiğini dile getiren Altun, Türkiye’nin küresel kaos çağında nasıl istikrarlaştırıcı bir güç olduğunu gösterdiklerinin altını çizdi.

“Sahada ne oluyorsa onu dünyaya anlatmaya devam edeceğiz”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, bu tür çalışmaların hakikatle mücadelenin bir parçası olduğunu vurgulayarak, “Tüm inkar politikalarına ve dezenformasyon girişimlerine rağmen sahada ne oluyorsa onu dünyaya anlatmaya devam edeceğiz. Gerçekleştirdiğimiz tüm faaliyetler Türkiye’nin bu husustaki çabalarının uluslararası aktör ve ülkeler tarafından zaman zaman takdir görmesine vesile olmuştur.” ifadesini kullandı.

“Önyargıları yeniden üretmek zulmü kalıcı hale getirmektir”

Altun, göçmenler ve sığınmacıların sorunun kaynağı değil, sorunun mağdurları olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Bugün medya ve siyaset dünyasındaki popülist eğilimler göçmenlere, sığınmacılara yönelik nefreti körüklemekte, ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının yükselmesine maalesef neden olmaktadır. Medyada ve siyaset dünyasında sığınmacılara ve göçmenlere yönelik önyargıları yeniden üretmek zulmü kalıcı hale getirmektir.

Medyada göçmenlerin temsili noktasında adil bir tutuma, veri temelli haberciliğe, gerçek insan hikayelerine ve birleştirici, bütünleştirici bir dile ihtiyacımız var. Bunu başarabiliriz ve bunu başarmalıyız. Tarihte örneğini çok defa gördüğümüz üzere, nefret söylemi, geriye sadece ve sadece utanç sayfaları bırakır. Korku iklimi oluşturma çabalarına hiçbir şekilde prim vermemeliyiz. Dileriz ve umut ederiz ki hiçbir millet, hiçbir toplum, doğup büyüdükleri topraklardan ayrılmak zorunda bırakılmasın; hiçbir insan barış ve huzurdan mahrum bırakılmasın. Yüzyıllardır bu tür sorunlara muhatap olan insanlık, bundan sonraki dönemler için hafızasını diri tutmalı, ayrıştırıcı ve ötekileştirici politikaları bir kenara bırakmalıdır.”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, Göçmenler ve Medya Çalıştayı’nda emeği geçen tüm akademisyenlere, gazetecilere, konuşmacılara teşekkürlerini ileterek, çalıştay sonunda ortaya konulacak sonuç bildirgesinin de son derece stratejik bir işlev üstleneceğine inandığını söyledi.

Altun’a konuşmasının ardından, Uluslararası Medya Enformasyon Derneği Başkanı Aslan Değirmenci, el dokumasıyla yapılan Ayasofya-i Kebir Camisi tablosunu hediye etti.

Altun’un konuşmalarının ardından çalıştay, Medyada Göçmen Haberleri ve Analizleri, Medyada Göçmenlerin Hedef Gösterilmesi ile Göçmen Algısında Medyanın Etkisi başlıklarının akademisyen ve gazetecilerce ele alındığı oturumla devam etti.İletişim Başkanlığı

Gönderiyi paylaş